El-Melik (azze ve celle)

El-Melik (azze ve celle)

Hamd âlemlerin Rabbi, sahibi ve hâkimi olan Allah’a, salât ve selam Efendimiz, önderimiz Rasûlullah’a, ehli beytine, ashabına ve yolunu takip eden mü’minlere olsun.

Her mükemmellikle muttasıf, her güzelliğin sahibi, yerlerin ve göklerin nuru olan O yüce Allah’ı anmak, tanımak ve o bilgi çerçevesinde O’na kulluk etmek çok güzel ve lezzet vericidir. Bizlere kendini tanıtan yüce Allah’a sonsuz hamd-u senalar olsun.

Allah-u Teâlâ’nın o güzel isimlerinden biri El-Melik’tir. Melik; mülkün sahibi, mülk ve saltanatı devamlı olan demektir. Kâinatta emir ve yasaklama konusunda, güç ve otoritede mutlak tasarruf sahibi, şahların şahı ve kralların kralıdır.

Saltanatının gücü sebebiyle şeref sahibi, başkasına muhtaç olmayan, herkesin kendisine muhtaç olduğu, sıfatlarıyla kâinata hükmeden, maddenin, sermayenin, hazinelerin ve varlığın tek ve hakiki sahibi, hayatı, ölümü ve dirilişi elinde tutan tek zattır.  

Kur’an’ın ilk ve son sûresinde (Fatiha ve Nas) Allah-u Teâlâ’dan Melik olarak söz edilir; yani bir Müslüman için mülk sahibi, bütün eşyanın ve yaratılanların tek Maliki’dir. Bütün varlıkların üzerinde emretme, istediği gibi tasarruf etme, hiçbir şarta bağlı kalmaksızın sahip olma O’na mahsustur. Yarattıklarına emretme, sakındırma, cezalandırma, istediğini zelil, dilediğini aziz etme kudretine sahip olan yalnız Allah’tır. O, yarattığı mülkünde ve orada olanların hepsinde yegâne hükümdardır ve sonsuz kudretiyle onları idaresi altında tutan âlemlerin Rabbi Allah’tır.

Biz aciz kullar O yüce padişahın mülkünde yaşıyoruz. Mülkü olan yiyeceği yiyor, suyunu içiyor, verdiği rızıklardan ve nimetlerinden faydalanıyoruz. Bizde var olan bütün nimet ve güzellikler O’ndandır.

Özellikle bu ismin Kur’an’ın birinci sûresi olan Fatiha’da “Din gününün (Maliki) sahibi” ve son sûresi olan Nas Sûresi’nde “De ki: Sığınırım ben insanların Rabbine, insanların Melikine” geçmesi çok manidardır.

Bu ismin Müslümanın hayatı ve inancı üzerinde önem ve etkisi büyüktür. Günde en az otuz defadan daha fazla şu gerçekleri dile getiriyoruz: “Kıyamette tek yargıç, tek egemen olan Sensin. Senden başka hükmedecek, yargılayacak, affedecek veya ceza verecek yoktur. Dünyada egemenliği elinde bulundurmuş olan sahte Rabbler, Firavunlar, Nemrutlar, Ebu Cehiller, Ebu Lehebler ve aveneleri bugün sinek gibi küçülmüşler, kendilerini Allah’ın azabından kurtaracak durumda değillerdir. Dünyada zulme maruz kalmış kişiler çok zaman haklarına ulaşamıyorlar. Mahkemelerde kayırmalar, rüşvetler ve haksızlıklar kol geziyor. Ama o büyük mahkemede hâkim Allah-u Teâlâ olduğu için zerre kadar bir zulüm, zerre misali bir haksızlık ve zerre misali bir adaletsizlik söz konusu değildir. Çünkü Allah-u Teâlâ adil ve merhametlidir. Zulmü kendi nefsine haram kılmıştır.”

Yine bu ismin sürekli namaz akabinde, sabah akşam zikirlerinde ve uyku zikirlerinde tekrar tekrar okuduğumuz Nas Sûresi’nde geçmesi önemini pekiştirir: “De ki: Sığınırım ben insanların Rabbine, insanların Melikine, insanların İlâhına.”

Her türlü kötülük ve şerlerden kâinatın hâkimiyetini elinde bulunduran, mutlak güç ve otoriteye sahip, her şeye gücü yeten o yüce Melik’e sığınıyoruz. Gerçek koruyucu ve en mükemmel sığınak O’dur.

Cahil olan insanlar korku ve sıkıntı anlarında o mükemmel sıfatlarla sahip olan Allah-u Teâlâ’yı bırakıp kendileri gibi aciz ve zayıf olan padişahlara veya devlet gücüne veya şeyhlere sığınırlar. Hâlbuki gerçek sığınılacak kapı Allah-u Teâlâ’nın kapısıdır.

Allah-u Teâlâ’nın mülkü ile beşerin mülkü arasında bir karşılaştırma yaptığımızda şu neticelere varırız:

• Allah-u Teâlâ’nın mülkü çok büyük ve geniştir. Sayılmaz ve hesap edilemez. Beşerin mülkü küçük ve dardır. Sayılır ve hesap edilir.

• Allah-u Teâlâ’nın mülkü yok olmaz. Ama beşerin mülkü er ya da geç bir gün yok olacaktır.

• Allah-u Teâlâ verdikçe mülkünde zerre misali bir şey eksilmez. Ama beşerin mülkü azalır ve yok olur.

• Allah-u Teâlâ’nın mülkünde ne bir kusur nede bir ayıp vardır. Ama beşerin mülkü kusur ve ayıplarla dopdoludur.

• Allah-u Teâlâ’nın mülkünde kimse çekişme ve mücadeleye giremez. Ama beşerin mülkünde çekişme ve kapmaca vardır.

• Allah-u Teâlâ’nın mülkü hakikidir. Yok olmaz ve değişmez. Ama beşerin mülkü değişkendir ve hakiki değil, fanidir.

Bir gün mülkler yok olacak kıyamet gününde Allah-u Teâlâ’nın huzuruna çıplak, fakir ve perişan bir vaziyette gideceğiz. Allah-u Teâlâ’nın gerçek melikliğini anlayan bir Müslüman beşere değil Allah-u Teâlâ’ya itimat edip tevekkül eder. Beşerin hâkimiyet ve otoritelerini bırakıp gerçek hâkim ve otoriter olan Allah-u Teâlâ’nın kanun ve ahkâmına yönelir, hayatını ona göre düzenler.

Rabbim bizlere hakkıyla bu ismi anlayıp O’na yakışır şekilde iman edip amel etmeyi nasip ve müyesser kılsın. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.

27 Ocak, 2016 Musa Ebu Cafer

Etiketler: esmaül hüsna