Hac İbadeti ve İbrahimî Bir Teslimiyet

Hac İbadeti ve İbrahimî Bir Teslimiyet

Hamd âlemlerin rabbi olan Allah (azze ve celle)’ye, salât ve selam efendimiz Rasûlullah’a, ehli beytine, ashabına ve yolunu takip eden mü’minlere olsun.

“İnsanları hacca çağır, yürüyerek veya binekler üstünde uzak yollardan sana gelirler.”

Hac, İslam’ın şartlarından olan farz bir ibadettir. Tevhidin ilan edilişinin, önce yüreklere sonra hayatlara geçirilişidir hac ibadeti...

“Hani İbrahim'i Kâbe'nin yerine yerleştirmiş ve ''Bana hiç bir şeyi ortak koşma, tavaf edenler, orada kıyama duranlar, rükû edenler ve secdeye varanlar için evimi temiz tut'' demiştik.”

“Beytullah ilk andan itibaren tevhid için yapılmıştır. Yüce Allah, yapılacağı yeri İbrahim (aleyhisselam)'a gösterirken, bu evin şu esasa göre inşa edilmesini buyurmuştu: ''Bana hiçbir şeyi ortak koşma.'' Çünkü orası yalnız ve yalnız Allah'ın eviydi, başkalarının değil. İnşa edilmesinin en açık sebebi ve yapılması gereken “tavaf edenler, orada kıyama duranlar, rükû ve secdeye varanlar için evimi temiz tut ” yoksa Allah'a şirk koşan ve O'ndan başkasına tapanlar için değil...

Bilahare, bu evin inşasını gerçekleştiren İbrahim (aleyhisselam)'a evini bu esaslara göre inşa edip bitirdikten sonra, insanları oraya hac etmek üzere çağırmasını ve bu mübarek evin ziyareti için davet etmesini emretmişti.”3 “İnsanları hacca çağır...”

“Bilahare, kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve o Kâbe'yi tavaf etsinler.”

Kirlerini yani günahlarını gidersinler, varsa şirkleri tevbe etsinler, arınsınlar, temizlensinler ve Allah'a şirk koşmaktan şiddetle uzak dursunlar, şirkten, küfürden arınmış, en güzel şekilde iman etmiş hâlde Kâbe'yi tavaf etsinler… Her Müslüman içinde yaşadığı ülkede, önce yüreğinden sonra dış hayatından şirk, küfür fısk-ı fücuru çıkartmak, arınmak, bir olan Allah'a yönelmekle görevlendirilmiştir. Allah'a şirk koşanlar, Allah katında sevilmeyen, kabul edilmeyenler müşriklerdir. Ve Allah (azze ve celle) şirk ehlinin yani müşriklerin Kâbe'ye girmesine izin vermemekte ve razı olmamaktadır.

Allah'a şirk koşan müşrikler, yalnızca Kâbe'den değil, tüm yeryüzünden temizlenmelidir. Yeryüzünde fitneden (şirkten, küfürden, adaletsizlikten vs...) eser kalmayıncaya kadar, din yalnız Allah'ın oluncaya yani yeryüzünde kula kulluk kalmayıncaya, yalnız Allah'a kulluk yapılıncaya kadar temizleme işi devam etmelidir; gerek tebliğ, gerek cihad yoluyla, malla, ilimle ve canla...

İbrahim (aleyhisselam) put kıran İbrahim olarak tarih sayfalarında yerini almıştır. Küçük putlardan başlayarak büyük putlara doğru gitmiş ve en sonunda da oğlu İsmail (aleyhisselam) ile Kâbe'yi yapma şerefine nail olmuştur. Ta ki o mübarek topraklara bir daha ne putlar ne de putlaştırılanlar girmesin... Hacca gidecek her ümmet şirksiz şeriksiz iman edecek, bu sağlam tevhid inancıyla gidecek, ibadetlerini hakkıyla yerine getirmelidir ki ibadetleri ve haccı makbul olsun. İçinde yaşadığı topraklarda şeytanları taşlayacak, yani tağutları her türlü küfür sistemleriyle, ideolojilerini reddederek, bir olan Allah'a ve indirdiği hükümlere yönelecek, Allah'ın helâl kıldığını helâl, haram kıldığını haram tanıyacak ve bu teslimiyet ile Kâbe'ye gidecek, haccını eda edecek, ibadetlerini gerçekleştirecek ki Allah indinde kabul görsün. ''Bana hiç bir şeyi ortak koşma...'' derken, sadece haccın değil, hiçbir ibadetin kabul olunmayacağı açık bir şekilde anlaşılmaktadır... Kâbe'nin dışında şeytan ve şeytanîleri taşlayamayanlar, tevhidi haykıramayanlar, şeytan taşlama yerine gittiklerinde taş atsalar da bunun makbul bir yanı olmayacaktır. Önce yüreklere yerleşen şeytanlar taşlanmalı, kovulmalı, sonra dış âlemdeki şeytan ve şeytanîler, tevhid ile taşlanmalı ve etkisiz hâle getirilmelidir. İbrahim (aleyhisselam) bunu gerçekleştirmiştir; değerli Hacer annemiz de bu tevhid eylemini, Allah'a teslimiyeti bilfiil gerçekleştirmiştir. Kıyamete kadar iman edecek bütün mü'min kadınlara örnek olmuştur.

Hac bir sorumluluk yüklenmektir. Omuzlara davanın yüklenmesi ve kişinin geldiği ülkesine döndüğünde bu davayı ülkesinin insanlarına götürmesi demektir... Hac vazifesi her mü'minin omuzlarına 21.yüzyılda adeta Rasûlullah'ın elçisi olma vazifesini yüklemektedir.15 asır önce İslamiyet elçiler aracılığıyla dünyaya ulaştırılıyordu, şimdi her mü'min fert fert elçi olma şerefine nail olmakta ve yüklendiği davayı ülkesinin insanlarına taşımaktadır, taşımalıdır... Fert olarak gidilen hacdan, İbrahim (aleyhisselam) misali sorumluluk yüklenerek, bilenerek, davanın başını çekecek öncüler olarak dönmek demektir... Her mü'mine kadın Hacer annemiz misali, tarihin akışına kendini bırakmak üzere değil, tarihin akışını değiştirmek üzere sorumluluk yüklenerek dönmelidir. Ağlayan biricik yavrusunu, İsmail'inin ağlayışını oturup seyretmek veya isyan etmek değil, onu susturacak yolu bulmak üzere 7 defa say yapan Hacer kadın misali koşmak, çaba sarf etmek, emek vermek, 21. yüzyılın ağlayan İsmaillerini, Hacerlerini görerek, onlar için, bütün mazlumlar, mustazaflar, yetimler, öksüzler, garipler için, gücünün yettiğince çaba sarf ederek, mücadele etmektir. Rahatlığını, uykusunu, eğlencesini terk ederek, Allah yolunda çalışmak demektir. Gücün tükendiği yerde ilahî kudret yetişecektir biiznillah... Muvahhid mü'minler Mekke'den ve Medine'den temizlenen canlı ve cansız putları, müşrikliği, tüm yeryüzünden arındırıp temizlemek için çalışmalıdır. Şirk, küfür, canlı ve cansız putlar, gayr-i İslami düzenler tüm yeryüzünü sarmıştır ahtapot gibi. Bizim için mescid kılınan yeryüzünden her türlü şirk ve pislikler, ideolojiler, tağuti hükümler temizlenmeli, arındırılmalı, yıkılmalıdır ki ibadetlerimiz kabul, haccımız mübarek olsun.

''Ey iman edenler, müşrikler ancak bir necis (pislik)tir...”

İslamiyet; necislik, pislik (şirk) bulaşmış, arınamamış kimselerin Kâbe'ye girmesine ve oraları da pisletmesine asla izin vermemektedir...

Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

''Benim için yer(yüzü) tertemiz ve mescid kılındı. Binaenaleyh, her kim namaz vakti gelirse, bulunduğu yerde namazını kılar.''

''Yeryüzünün her tarafı bizim için mescid''

Rasûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) böyle buyurdu. Yeryüzü Müslümanlar için bir mesciddir. Allah (azze ve celle), gerçekten iman edip salih amellerde bulunanları yeryüzünde iktidar sahibi yapacağını va'd etmiştir. (Bkz: Nur Sûresi 55)

 Bu vasıftaki mü'minler yeryüzünün varisleridirler ve Allah (azze ve celle) tarafından kendilerine verilen miraslarına sahip çıkmaları gereklidir. (Bkz: Kasas Sûresi 5-6)

Allah (azze ve celle) buyuruyor ki: “Mescidler Allah'a mahsustur. Orada Allah ile beraber bir başkasına dua etmeyin.” 9

Bu ayet-i kerime için Mevdûdî’nin Tefhimu’l Kur’an isimli tefsir kitabında şu ifadeler yer almaktadır:

“Bütün müfessirler, ibadetgâhtan mescidler manasını anlamışlardır. Eğer biz de bu manayı alırsak bunun anlamı, “mescidlerde Allah'tan başkasını şerik koşmayın” olur. Hasan Basri'ye göre bütün yeryüzü ibadetgâhtır. O zaman bu ayetin manası, “yeryüzünde Allah'a hiçbir kimseyi şerik koşmayın” şeklinde olur. O, bu anlamı şu hadisten istidlal etmektedir: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), “Benim için bütün yeryüzü ibadetgâh ve temizlenme yeri kılındı” buyurdu. Said bin Cübeyr ise “mescid”den; insanın üzerine secde ettiği el, ayak, yüz, diz vs... gibi uzuvları anlamıştır. Bu yoruma göre ayetin manası şöyle olur: “İnsanın bütün azalarını Allah yarattı. O hâlde onların üzerinde Allah'tan başkasına secde etmemelidir”

Yine bu ayetin (Cin Sûresi 18) tefsirinde şu ifadelerde yer bulmuştur.

“Bu delil ve açıklamalardan sonra şunu söyleyebiliriz: Mademki mescidler Allah (azze ve celle)'ye mahsustur ve bütün yeryüzü mesciddir, o hâlde niçin Allah (azze ve celle)'ye mahsus olan yeryüzünde tağutlar, zalimler ve kâfirler hüküm sürüyorlar? Yeryüzü mescidinde tağutların, kâfirlerin, zalimlerin işi ne? Nasıl olur da yeryüzü mescidinin mihrabına ve minberine put heykeller yerleştirilir ve Müslümanlar bu canlı/cansız putlara itaat etmeye çağrılır ve zor durumda bırakılır? Hüküm yalnız ve yalnız Allah (azze ve celle)’nin iken, hükmü ele geçirdiklerini, kendi bölgelerinde yegâne hâkim olduklarını ilan eden tağutlara nasıl oluyor ki Allah (azze ve celle)'ye iman ettiklerini söyleyenler boyun büküp itaat ediyorlar? “yeryüzü mescidi” ne zamana kadar bu tağutların, bu müşrik ve kâfirlerin hâkimiyetinde kalacak? Müslümanlar ne zaman İslam vahdetini sağlayıp, kâfir ve müşrikleri tüm putlarıyla ve putçu düzenleriyle birlikte yeryüzü mescidinden silip süpürecekler?

Mademki Müslümanlar yeryüzünün varisleridir ve mademki yeryüzü de bir mesciddir, o hâlde bu mescid tüm putlar ve tağutlardan temizlenmelidir. Domuz gibi necis olan müşrikler, yeryüzü mescidini işgal etmişler ve ona el koymuşlardır. Yeryüzü mescidi bu necislerden temizlenmedikçe Müslümanların ibadetleri sıhhatli olmaz ve gerçek (büyük) kurtuluş gerçekleşmez!”

Bütün bu yeryüzü temizliğinin gerçekleşmesi ve asr-ı saadet dönemine kavuşabilmek için imtihan gereği bedeller ödenecektir elbet, ödeniyor da nitekim... Kurbanlar (şehidler) verilmektedir, verilmeye de devam edilecektir gerekirse. Bedelsiz, bu dünyada saadet, ahirette cennet olamaz.

“Öyle ise Rabbin için namaz kıl ve kurban kes”

Hac vazifesini ihya etmek için kutsal topraklara giden Müslüman da, gidemeyip bulunduğu beldede ikame eden Müslüman da, maddi durumu müsait ise kurban kesmekle emrolunmuştur. Maddi manevi değeri yüksek bir ibadettir kurban...

Allah (azze ve celle) için yaşayıp, Allah (azze ve celle) için ölecek Müslüman, yalnız Allah (azze ve celle) için namaz kılacak (yalnız O'na dua edecek,) kıyam edecek ve yine yalnız Allah (azze ve celle) için kurban kesecektir. Zira İslam’a teslim olan Allah'tan başkası adına kurban kesmez, kesemez. Allah'tan başkası adına kan akıtmaz, akıtamaz... Ve yine iman nimetiyle nimetlenen her Müslüman, Rabbi Allah (azze ve celle) için kurban vermeye hazır evlat yetiştirir... Çünkü dava batıl bir dava değil, kan davası değil, şahsi dava değil, Hak davadır... Bu dava yeryüzünün ve âlemlerin en büyük davasıdır... Bu dava, İbrahimleri, İsmailleri özleyen, bedel ödemeye hazır Müslümanların artmasına ve şuurlanmasına muhtaç bir davadır. Bu dava, ailenin içindeki evladından birini zekât veya kurban vermeye hazır anne ve babaları özlemektedir. Oysa  “Müslümanım”' diyenler cahiliyeye ait yaşam tarzlarına özenmekte, batıla dalanlarla birlikte dalmaktadırlar. Sahibi Allah (azze ve celle) olan bu davaya yüz çevirenlerden yüz çevirmek Cenab-ı Allah'ın emridir:

“Onun için sen, Bizi anmaktan yüz çeviren, dünya hayatından başka bir şey arzu etmeyenlerden yüz çevir.”

Allah'ın zikrinden yüz çevirip cahiliyeye yönelenler, hesap günü gelmeden tevbe etmeli, Hakka yönelmelidirler ve bilmelidirler ki cahiliye ebterdir, yok olmaya mahkûmdur. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bundan on beş asır önce cahiliyeyi ayaklarının altına almış, toprağa gömmüştür. Veda hutbesinde şöyle buyurmuştur:

“Dikkat edin, cahiliyeden (İslam öncesi ve sonrası insan uyduruğu) kalan her âdet (inanış, davranış) mülgadır. İptal edilmiş olup ayağımın altındadır...”

Kardeşi kardeşten ayıran zulüm ve cahiliye... Küfür ve cahiliye necistir, sapıklıktır, fertleri ebter yapar da cehenneme sürükler. Batılın ebter ideolojisini terk eden, Rabbinin ilâhi kaynaklı Kevser nimetiyle nimetlenen her mü'min, cahiliyeye ait her türlü kötülükleri, fitneleri, (hüküm ve kanunları) ayaklarının altına alacaktır, terk edecektir... Rabbimiz Allah (azze ve celle)’nin; “De ki: Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur.” ayetini düşünüp, aklederek Hakkın safında yer alanlar, batılı ayağının altına gömmüştür. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) gibi...

Ancak, yaşantısının bir kısmını İslam'a bir kısmını batıla teslim eden, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’i ve İslam'ı tam anlayamamıştır. İslamiyet demek teslimiyyet demektir (İbrahim aleyhisselam misali); Hakka teslim olmak, batılı yerin dibine gömmektir. İnsanoğlu kendisine bahşedilen şerefli zirveyi bırakıp, yerin dibine gömülen cahiliyeye yönelmekle, cahiliye bataklığına yeniden batmakta ne bulmaktadır (hangi adalet, hangi mükemmelliği)? Ebter olmakta ısrar niye? Unutmayalım ki ebter olanlar toprağa gömülmeye, leş olmaya (cehennemi boylamaya) mahkûmdur ve yine unutmayalım ki bugünün gayr-i İslami düzenleri de tıpkı geçmiştekiler gibi ebter olanların safına katılacaklardır. Rabbimiz bunu yapmaya Kadir'dir, ayet-i celilesinde batılın akibetini şöyle beyan buyurmaktadır:

“Aksine Biz, hakkı batılın tepesine (indirip) atarız da Hak batılın beynini parçalar. Bir de görürsünüz ki bu (batıl) yok olup gitmiştir…”

Evet değerli Hac yolcuları, Allah (azze ve celle) katında kabul, makbul bir hac ibadeti için neyi niçin, nasıl yapmamız gerektiğini iyi kavrayalım. Cahiliyeyi terk etmiş, Allah (azze ve celle)'ye ve Rasûlü’ne (sallallahu aleyhi ve sellem) iman etmiş, tam bir teslimiyet ile teslim olmuş; (canlı/cansız ) putları, putçuları, büyük küçük bütün tağutları reddetmiş, bütün benliğiyle, yüreğiyle, bedeniyle Allah (azze ve celle)’ye dönmüş muvahhid kullar olarak hac yolculuğuna çıkmak, bu uğurda da her sıkıntıya katlanmak ve doyasıya ibadetle, şükürle bu mükemmel ibadeti gerçekleştirmek aslolandır...

O kutsal topraklarda, yeryüzünün her beldesindeki mazlumları, mustazafları, yetim, öksüz, ve garipleri, zindanlarda zulüm gören Müslüman kardeşlerimizi, Allah yolunda dini mübinin hâkim kılınması uğruna ilmiyle, malıyla, canıyla, cihad eden mücahidleri dualarımızda unutmamalı, özellikle onlara yer ayırarak dualar etmeliyiz... Kadınıyla, erkeğiyle, omuzlara büyük sorumlulukların yüklendiğini, bu sorumlulukların bilinciyle hac vazifesini eda edip yine o sorumlulukları yerine getirmek üzere ülkelerimize dönmeliyiz... İçi boş, ruhsuz bir hac ibadeti değil; içi dolu, ilimle, feyizle, yürekten akan dualarla, infaklarla, kurbanlarla bu mübarek ibadeti yerine getirmek, ruhlu hacı adayları olabilmek, ruhlar âleminde Allah'a verilen ahidleri yeniden tazeleyerek geri dönmek, cihad ve şehadet şuurunu da yeniden getirmek, canlandırmak üzere tevhid erleri, Allah (azze ve celle) ve Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem)'in askerleri olarak insanoğlunun karşısına çıkmak boynunuzun borcu olsun inşaAllah... Unutmayın; Rasûlullah'ın elçisi olarak dönmek üzere gideceksiniz. Geldiğiniz beldelere yeniden hakkı anlatacak, tevhid inancını yayacaksınız. İbrahim (aleyhisselam)’ın verdiği mücadeleyi yeniden canlandıracağız ki yeryüzünü şirk, küfür ve cahiliyeden temizleyelim, yeniden Allah'ın hâkimiyeti sağlansın. Adalet, mutluluk, huzur gelsin. Muvahhid olarak hac yoluna gidenlere, tevhid erlerine selam olsun. Haccınız mübarek, dualarınız kabul olsun...

27 Ocak, 2016 Sevde GÖK

Etiketler: ibadet
  • CUM'A HUTBESİ:
    Her Cum'a
    Saat: 13:15
    Yer: Nakil Kürsüsü
    » Devamı