Ben Eski Kafayım

Ben Eski Kafayım

Ben eski kafayım...

Cerh ve tadilden anlarım.

İneği kandırana, insanı kandıran,

İnsanı kandırana dinde kandıran derim. İftira atana ne derim?

Umuduma yitik damgası vuran bu köhne-zalim insanlardan kurtuluş için aramaya koyulduğum bir yaşam savaşı benimkisi...

 Bu yaşamın adı adalet...

Yitirdiğimiz ve o kadar da yitmesine üzülmediğimiz bir inancın direği...

Sevgiyi, nefreti onunla tarttığımız, yüreğimize ve dilimize onun için pranga vurduğumuz bir menhecti bu eskiden…

Yeniler ne bilir...

Allah için silah diye omuzunda klavye taşıyan, kurşun diye en kırıcı kelimeleri tweetleyen bir nesil ne anlar bunun önemini...

Netlik oldu adı; isim vermenin, isme isim veren fiiller gerçekleşmeden verilen ismin...

Cihad oldu adı; kardeşine buğz etmenin, dilinle kötülemenin ve canına kastetmenin...

Kardeşlik oldu adı; ne olduğu belli adamların seninle saf tutmalarını birliktelik saymanın...

İlim oldu adı; taraf tuttuğun kimselerin hatalarını örtmenin ve hasmına on dakikada bir reddiye yazmanın...

İnsan olmadan Müslüman olan, İslam’dan sonra insan olmaya çalışmayan bir zihniyet bu. Ne saygı bilirler ne de kalp kırmanın büyüklüğünü...

Kaynağı belli veya belirsiz bir iftiranın süvarileri, bir yalanı potaya ulaştırmaya çalışan, cüsseleri hayret uyandıran, akılları ise taassupla kilitli bir “la” insan sürüsü...

Taraftarına atılana iftira, hasmına atılana “yani” diyen, adaletten yoksun yığınlar. Ne nasihat paklar bunları ne de tarih dezenfekte eder...

Bunlar, Cemellerde arkadan vuranlar, Sıffinlerde göze girmeye çalışanlar, hangimiz daha çok ok atar diye iddiaya girenlerdir.

Bunlar, at diye face de dörtnala gider, mızrak fırlatır gibi tweet sallayanlardır.

Kahramanın kükremesi tutar favoriye eklendiğinde, açtığı tag zirveye tırmandığında ve takipçi sayısı bilmem kaç bine ulaştığında...

Ben eski kafayım.

Eski kafa diyorlar bana saf tutmak için zorlayanlar. Sen de bir tweet tetikle, yeter ki hedefin belli olsun dercesine...

Seni takip etmek ne kadar güdümlü tweet, şaziye gibi resim bir de kanla sulanmış bir video ile kolaylaşır...

Bunun adına akide, menhec ve cihad diyorlar.

Avına odaklanmış bir kartalın gözlerine sahip bunlar. Bilmem kaç kilometre öteden haber yayar, hiç görmedikleri alanların haritasını çıkarır ve bilmedikleri bir vakıanın şer’î hükmünü açıklarlar...

Tarafı olduğu kimselerin fetihleri ile sevinir, karşı oldukları kimselerin fetihlerine aldırış etmezler.

Fetva çıkarırlar dillerine çevrilmeyen kitaplardan; kelimelerle oynar, işlerine gelen kısmı ayıklar ve çıkan sonucu -manasını bile anlamadan- yayarlar...

Kendilerinde allameyi cihanmış gibi bir heybet. Putları baltasıyla parçalamış bir kimsenin imani patlaması. Ya da istişhada hazırlık yapan bir yiğidin Rabbine kavuşma özlemi varmış gibi davranırlar. Fakat ne yollarını aydınlatacak bir ilme ne putları parçalayabilecek bir baltaya ne de düğmeye basabilecek bir cesarete sahipler. Belki de en kırıcı kelimeleri dile getirmeyi ilim, putları bile utandıracak küfürleri balta ve de hasmı spamlamayı istişhad sayıyorlardır…

Kim bilir ne bilir bilmem. Ben sadece “utanmıyorsan diledigini yap” diyen bir söz bilirim...

Ey hayâdan uzak, sözde hayali nesil!

Tohumunda mı sorun yoksa kendisinden ahlak devşirdiğin kimseler mi bu hâline sebep. Yaz-yaz ve binlerce cümleyi yan yana getir. Çok sevdiğin akıllı telefonunu, bir zamanlar Kur’an’ı bıraktığın başucuna yerleştir.

Unutma! Zil sesin kişiliğini, profiline yerleştirdiğin resim heybetini ve kendinden bahsettiğin “hakkımda” kısmına yazdıkların karakterini oluşturur. Kızlarla konuşur, davetini tek cinsten çifte çıkarırsın. Unutma! Yaptığın davet; ne zina var bu işin içinde ne de halvet. Belki önce kalbin sonra dilin ve sonra da bedenin meyleder. Ama sorun yok, sen Yusuf Peygamberin (aleyhisselam) hayâsına ve takvasına sahipsin. Sen tepe aşağı inen freni patlamış kamyonu durduran ve karşı cinse duyulan o şehveti güdümlü füzelerinle hedefine varmadan imha eden bir F35’sin... Ne peygamberlerin bile kendisinden sakındırdığı kadına ne de şehvetini dizginleyeceğin oruca ihtiyaç duyarsın. Tuttuğun tek oruç susmak, onu da yazarken yapıyorsun zaten...

Eskiler fikre ulaşmadan hayallerini dizginler, fikre dönüşen hayallerinin ise fiile dönüşmesinden korkarlardı.

Eskiler çok amel etmeyi çok konuşmaya tercih eder, sevgi beslemede ve düşmanlıkta adaleti ayakta tutarlardı. Ağızdan çıkacak bir sözün niyetini belirler önce, eğer Allah içinse zalimden korkmaz, eğer kendini beğenmeye yol açacaksa miskine bile söylemezlerdi...

Ya siz...

Nedir niyetiniz...

Sarf ettiğiniz sözlerin, yazdığınız mesajların niyeti…

Bilmem kaç kişinin beğenisini kazanmak mı?

Yoksa öğretmeninin defterine yıldız atmasını bekleyen bir talebe gibi, yıldızları devşirmek mi?
Ya da favorilere eklendiniz mesajını bildiren o zil sesinin hayranı mısınız?

Niyeti sağlam olmayan bir amelle haz duyusu tavan yapmış zevat!

Sevgisi sevdiği sevilince artan,

Nefreti de nefret ettikleri sevilince artan az iş çok para mantıklı abidler…

27 Ocak, 2016 Yahya ELVAN

Etiketler: çağ