Küresel Köyün Medya Okumaları

Küresel Köyün Medya Okumaları

Hamd âlemlerin Rabbi, sahibi ve hâkimi olan Allah’a, salât ve selam Efendimiz, önderimiz Rasûlullah’a, ehli beytine, ashabına ve yolunu takip eden mü’minlere olsun.

“Biz her peygambere ins ve cin şeytanları böylece düşman kıldık. Onlardan kimi kimine aldatmak için yaldızlı birtakım sözler fısıldarlar. Eğer Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı. Artık sen de onları iftiraları ile baş başa bırak.”

“Ey iman edenler, eğer bir fasık size bir haber getirirse -bilgisizce bir kavme sataşıp yaptığınıza pişman olmamak için- iyice araştırın.”

Diye buyuran Alîm, Habir, Basir olan Allah-u Teâlâ'ya hamdolsun.

“Aldatıcı değilim ve aldatıcı da beni aldatamaz.” diye buyuran önderimiz, rehberimiz, komutanımız Allah'ın Rasûlü’ne, tertemiz ehli beytine ve seçkin ashabına salât-u selam olsun.

Ve Allah'ın Rasûlü Muhammed (aleyhisselatu vesselam)’a kıyamete kadar güzellikle tabi olan Müslumanlara selam olsun.

Değerli Müslüman kardeşim, Allah-u Teâlâ'dan afiyet, hayır ve basirette olmanızı dilerim.

Son zamanlarda tartışılagelen medyanın insanlar üzerindeki etkisini, haberlerin eski dönemlerden daha belirgin, yanlı bir şekilde insanları belli bir algı üzerine yönlendirdiğini müşahede ettiğim bir dönemde bu konuyla ilgili bazı kitaplar inceliyordum. Bu kitaplara geçmeden önce...

Birçok insanın, özellikle daha çok uyanık olması gereken muvahhid Müslümanların -az sayıda tecrübe sahibi, medyanın mantığını, nasıl okunması gerektiğini bilen Müslümanlar hariç- kahir çoğunluğunun medyada oluşturulmak istenen algıya kıyısından veya ortasından kapıldığını, aldandığını görüyoruz.

Bu aldanış bazen tecrübesizlikten, bazen kişinin sahip olduğu heva ve hevesinden, bazen de ideolojik baktığı dar penceresinden olabiliyor.

Allah (azze ve celle)'nin yukarıdaki ayet-i kerimelerinde ve "Kendilerinde güven ve korkuya dair bir haber geldiğinde onu hemen yayıverirler. Hâlbuki Rasûlü’ne ve içlerinden emir sahiplerine döndürmüş olsalardı, işlerinden işin iç yüzünü araştırıp çıkaranlar, onun ne olduğunu elbette bilirlerdi. Allah'ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olmasaydı pek azınız müstesna uyup gitmiştiniz." ayet-i kerimesinde Müslümanlar arasında yayılan bilginin doğru olmasının ne kadar önemli olduğunu ve yanlış haberlerin, yönlendirmelerin ne kadar zararlı olduğunu gösteriyor. Bu tür bilgiler geldiğinde Müslümanların bunları içlerindeki tecrübeli, konusunda uzman emir sahiplerine havale etmeleri gerektiğini anlıyoruz. Konusunda uzman derken piyasada uzman diye bilinen kadife eldiven giymiş kurtları kastetmiyorum. Öteden beri basiretle, hikmetle hareket eden, konuşan ve zamanın kendilerini doğruladığı cihad âlimlerimizi ve onların yolunda olan basiretli kardeşlerimizi kastediyorum. Allah onları korusun, kalplerini dini üzere sabit kılsın.

Zamanımızda bilgi akışının yayılma hızı, sunumu acayip bir hâl aldı. Haberler türlü türlü modern şeytaniliklerle algı ve tuzaklarla yayılır, sunulur oldu. İnsan dikkatli olmadığı takdirde oluşturulmak istenen doğru olmayan yanlış bilgiler, inanmasa da bilinçaltında sinsice yer edinebiliyor.

Allah Müslümanları ins ve cin şeytanların tuzaklarından, şerlerinden korusun.

Konuyu önemli bulduğum için farkındalığın arttırılması adına kardeşlerimin istifadesine sunmak isterim. Bazı özet bilgileri (Medya etkisi, Gündem belirleme/saptama, Haberin Manipülasyonu) şöyle ki:

Medyanın insanların yaşamları üzerinde ne tür etkilere sahip olduğu, toplumların kültürlerini değiştirme gücü, bireylerin tutum, davranış ve düşüncelerini yönlendirme rolü 20.yy’ın bilimsel çalışma konularından biridir. Medyada gösterilen şiddetin çocuklarda ve yetişkinlerde ne denli şiddeti motive edeceği, politikacıların siyasal kampanyalarının seçmenlerin oy vermede seçimini nasıl etkileyeceği, toplumdaki ahlaki ve kültürel değerlerin yozlaşması sıklıkla güncel tartışmalarında konusu olmaktadır. Medya, şiddeti kanıt olarak satması, toplumu ve ahlaki değerlerini bozması, yeni neslin tüketime, israfa, doyumsuzluğa, kokuşmuşluğa (Karaktersiz, ne idüğü belli olmayan, omurgasız mahlûkların yeni nesle örnek model gibi özendirilmesi) …alıştırılması gibi pek çok olumsuzluğun nedeni olarak işaret edilmekte, siyasi otorite tarafından denetim altına alma ve yönlendirme çabaları hiç bitmemektedir. Toplumsal yaşamda önemli bir güç olarak medya, bir taraftan elde edilmek ve denetlenmek istenen bir güç, diğer taraftan da insanları etkileme ve yönlendirme potansiyeliyle kolaycı bir yaklaşımla olumsuzlukların da sorumlu aktörü olarak suçlanmaktadır. Ne var ki medyanın veya kitle iletişiminin gündelik yaşamdan toplumların ekonomik ve politik yaşamına hatta uluslararası ilişkilere kadar önemi gittikçe artmaktadır. Yeni iletişim teknolojilerindeki gelişmelerle birlikte her geçen gün her yaştan, her sosyal, ekonomik gruptan insanın yaşamında vazgeçilmez şekilde yerini almakta; küreselleşmenin arttığı bir dünyada medyasız bir yaşam düşünülmemektedir. Medyanın toplumsal yapıdaki işlevleri düşünüldüğünde, medya üzerine bilimsel çalışma yapmak önemli ve gereklidir. Çünkü medya günümüz toplumlarında ekonomik alandan dini ve kültürel alana kadar toplumsal yaşamda önemli meselelere doğrudan bir aktör olarak katılan önemli bir güçtür. (Müslümanların, özellikle mücahidlerin, bu gücü kendi lehlerine çevirecek yolları aramaları ve İslam düşmanlarına fırsat verecek şeylerin önünü kapamalıdırlar.) Dolayısıyla, medya ulaştığı niceliksel artışın yanı sıra niteliksel olarak toplumsal yaşama ilişkin kararları etkileyen ve ideolojik üretime katılan önemli bir kurumdur. İletişim araştırmaları geleneği içerisinde medyanın gücü ve ideolojik işlevlerinden kuşku duyulmamasına karşın, pek çok farklı kitle iletişim aracı ve bu araçlarda üretilen haberler, diziler, reklamlar, tartışma programları gibi hayli farklı program türleri içerisinde nasıl olup da medyanın yekpare ve homojen bir şekilde ideoloji üretilebildiği önemli ve tartışmalı bir sondur.  Ayrıca, medyanın birbirinden farklı özelliklere sahip gruplara, coğrafyalara ve toplumlara seslenilmesine rağmen nasıl olup da herkeste aynı tarz, etki ve yönlendirme yapabildiği de bir başka anlamlı ve önemli tartışma konusudur. Medyanın nasıl işlediği ve insanları nasıl etkilediği farklı dönemlerde ve farklı teorik yaklaşımlar çerçevesinde, farklı şekillerde sorgulana gelmektedir. Gerçekten öyle durumlar oluyor ki işin içinde olan, durumu yakinen bilen biri bile farklı derecelerde oluşturulmak istenen mesaja kapılabiliyor.

Tüm çağdaş (!) toplumlarda medya; bireyleri kendi günlük yaşam pratikleri dışında kalan olay ve gelişmelerden haberdar eder. Bir başka deyişle, günümüzde insanlar kendi deneyimleri dışında kalan dünyayı, bu dünyanın olay ve olgularını çok büyük ölçüde medyanın yansıttığı kadarıyla kavrarlar. Bireyler yakın çevrelerinde cereyan etmeyen toplumsal, siyasi, ekonomik vb. gelişmeleri medyanın yaptığı tanımlara göre, medyanın gösterdiği kadarıyla ve medyanın bakış açısıyla öğrenirler. Dolayısıyla medyanın çağdaş (!) toplumlarda artan bir öneme sahip olduğu konusunda herkes fikir birliği içinde; tartışma konusu ise, medyanın dünyadaki gelişmeleri nasıl yansıttığı, aktardığı ve bunun toplumsal yaşam açısından yol açtığı sonuçlar üzerinedir.

Gündemi Kim Belirliyor?

Her gün dünyada ve ülkemizde milyonlarca olay meydana gelmektedir. Bunlardan bir kısmı medyaya haber olarak duyurulmakta ve toplum bu gelişmelerden haberdar olmaktadır. Bir kısmı ise medyanın gündemine girmemekte, dolayısıyla bu olaylar da tanık olanların dışındakiler tarafından bilinmemektedir. İnsanlar medyadan aldıkları enformasyon ve haberler çerçevesinde dışsal dünyada olan bitenler konusunda (kısmen) bilgilenmekte; medyanın bu olaylara ilişkin olarak kurduğu gündem çerçevesinde olayların önem derecesini bilmektedir. Dolayısıyla günlük gelişmeler, ülkenin toplumsal sorunları ve çözüm adına yapılmakta olanlar önemi oranında medyanın merceğinden halka sunulmaktadır. Öyleyse hangi olayların haber olacağına kim ve neye göre karar vermektedir?

Eşik bekçileri adı verilen medya profesyonelleri, haberlerin üretim aşamasında hangi olayların haber olarak halka duyurulacağına, hangi olayların ise haber olarak yer almaması gerektiğine karar verirler. Eş deyişle, basın kuruluşlarındaki editör, yayın yönetmeni gibi yöneticilik konumundaki gazeteciler gündemi kurtarmaktadır. Medya profesyonelleri neyin haber olacağına karar vermede kişisel görüş ve kanaatlerine göre hareket etmediklerini öne sürerler! Koca bir yalan...

Toplumda medyanın daha çok önem verdiği olaylar yani daha çok vakit ayrılan ve hakkında geniş tartışma yapılan konular veya meseleler insanlar tarafından da önemli olarak algılanma eğilimindedir. Medyanın gündemine almadığı veya görmezden geldiği olaylar halkın da gündemine girememekte, önem atfedilmediği için konu veya olay üzerinde tartışılmadığı gibi çözüm önerileri için de kafa yorulmamaktadır. İşte gündem belirleme kavramının temeli; medyanın haber üretme ve sunuş tarzıyla halk veya kamu gündemini belirlediği düşüncesine dayanmaktadır. Medya, insanların nasıl düşüneceklerini etkilemede önemli bir güce sahip değildi; ancak ne hakkında düşüneceklerini ve neyi önemli olarak algılayacaklarını belirlemede hayli etkili bir araçtır.

Kitle iletişim araçlarının en önemli etkisi, kendini gündem saptama ve oluşturma işlerinde göstermektedir. Kitle iletişim araçları toplumlar üzerinde çok yüksek etkiye sahiptir; her şey kitle iletişim araçlarının söylediği veya belirlediği gibi gerçekleşir denemez. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki; kitle iletişim araçları yüzde yüz olmasa da toplumları çok büyük oranda etkiler ve bireylerin bilinçlerinin şekillenmesinde, tutum ve davranış geliştirmelerinde, gerektiğinde yeni tutumları ve davranış biçimlerini, düşünce biçimlerini oluşturmalarında önemli bir paya sahiptir. İçinde yaşadığımız toplumda ya da dış dünyada meydana gelen olayları birebir kendi kaynağından alabilme ihtimalimiz çok azdır. Bu nedenle biz bu haberleri kitle iletişim araçlarından almaktayız. Bunun anlamı şudur. Bu haberler kitle iletişim araçlarının FİLTRELERİNDEN GEÇMİŞ, RAFİNELEŞTİRİLMİŞ VE DE OLAYLAR TÜM ÇIPLAKLIĞIYLA SUNULMAMIŞTIR! Gerçek dünya ile haber medyasının sunduğu dünya arasında bir farklılık var mıdır? Gerçeğin ilk elden elde edilememesi, insanları basın tarafından oluşturulan sahte çevre ile gerçek arasında bir seçim yapma zorunluluğu içinde bırakır…

Haberin Manipülasyonu

(Manipülasyon: İlgilileri veya kamuoyunu yanlış yöne sevk edici faaliyette bulunmak/hileli yönlendirme.)

Haberin uluslararası alanda manipülasyondan uzak olması güçtür. Siyasi bir konuda bir haberi ele alırsak, haberin oluşumu ve haberin içinde geçen, habere ilişkin bilgiyi veren kaynakların kendi siyasal çıkarları dışında bir açıklama yapması beklenemez. Eğer haber organizasyonu yapanlar yani medya kuruluşu veya medya profesyonelleri, bu haberin uluslararası niteliği varsa, ülke çıkarlarına aykırı hareket etmez. Bir politikacının beyanatının dünya kamuoyu üzerindeki etkisi ile o beyanatın bir medya kuruluşu tarafından haber olarak sunulmasındaki etkisi farklıdır. Söz konusu profesyonel medya organizasyonları olunca,  onların yaydığı haberler, tasarımlanmış mesajlar çok daha kolay bir şekilde dünya kamuoyunu etkisi altına alabilmektedir. Haberde manipüle edici bir bilgi yükü vardır. Bu da elde ettiği bilgiyi kendi şartlarına göre mesaj tasarımından geçirip dağıtabilen medya organizasyonlarını güçlü konuma getirmektedir.

Dünyayı kendi ulusal ve uluslararası çıkarları çerçevesinde yorumlayan medya organizasyonları tüketici kitleyi istedikleri gibi yönlendirmektedir. Medya organizasyonu uluslararası konumda olduğunda ise hitap ettiği, dolayısıyla etkilediği kitle büyümektedir. Bu büyüklük de organizasyonun gücünü artırmaktadır. Güçlü medya organizasyonlarına sahip ülkeler de ekonomisi güçlü ülkelerdir. Bu yüzden de dünyada haber akışı gelişmiş ülkelerden az gelişmiş ülkelere doğru olmaktadır.

Uluslararası haberciliğe yönelik temel eleştiri noktalarından biri; haber akışının gelişmiş ülkelerden az gelişmişlere doğru olmasıdır. Bangladeş'te yüzlerce kişinin ölmesi uluslararası habercilikte bir haber değeri taşımazken, ABD'de iki kişinin ölmesi tüm uluslararası haber organizasyonları tarafından önemli bir haber olarak değerlendirilir. Budist kâfirleri, Arakan Myanmar’daki Müslüman halkı vahşice katlederken basında ya çoğu zaman hiç “yer almaz” ya da çok kısa cılız bir sesle yer alırken, İngiltere’de doğan prensin çocuğu haftalarca basının gündeminden düşürülmez. Çin'de, Özbekistan'da, Suriye'de ve dünyanın birçok yerinde mazlumlar, Müslümanlar katledilirken, türlü türlü zulümlere maruz kalırken dünya sağır, dilsiz, kör (üç maymunu) oynarken, Fransa'da ne idüğü belirsiz üç-beş keferenin gebertilmesi ne kadar da çok gündem yapıldı. Dünya kınama yarışına girdi adeta... Tüm kefereler aynı safı paylaştı. Bu örnekler gerçekten çok... Çok şaşırdığım ve hiç unutmadığım bir haber: İşgalci Siyonist teröristler Gazze sahilinde oyalanan bir aileyi komple yok etmişti, çoğumuz hatırlar. O gün CNN Türk'ün haber akışında bu haber verilmeyip yerine “İsrail; doğum sancıları artan Filistinli bir kadının sınırdan geçişine yardımcı oldu.” gibi bir haber geçti. Durum ne kadar açık değil mi?

Bu haber akışlarının gelişmiş ülkelerden az gelişmiş ülkelere doğru olmasının yanında bir de gelişmiş ülkelerin lehine olumsuzlukların görmezden gelindiği, perdelendiği durumlar da çoktur. Yeni bir örnek; geçtiğimiz günlerde Amerika uçakları Suriye'de 60 sivil masum insanı katletti ve yanlışlıkla sivilleri vurduğunu itiraf etti. Bu haber o gün basında doğru düzgün yer almadı bile. Sınırda ufak bir hareketlilik oldu, her gün olağanlaşan bir durum o günde olağan gösterildi... Diğer haber; “yanlışlıkla olmuş, yapacak bir şey yok, adamlar da itiraf etmişler zaten, sorun kalmamış yani” bu kadar mı? İşgalci Siyonist’in boş bir arazisine ufak füzeler düşer, ölü ve yaralı olmaz, haberlerde SON DAKIKA, İsrail'e füze yağdırıldı, ölen yok ama panik, korku, dehşet çok.

İsrail misilleme yapar, koca bir mahalleyi içinde yaşayanlarla birlikte yok der, haberler de ''İsrail kendisine atılan füzelere karşı misillemede bulundu, kendini savundu, hakkıdır, yapacak bir şey yok...'' der gibi.

İslami hassasiyetleri olan çok çok az sayıdaki basın hariç geneli böyle maalesef.

“Bilginin ve haberin dünya üzerindeki dolaşımında serbestliğini engelleyen faktörler vardır: Bilginin ve haberin teknolojinin gücü sayesinde tek elde toplanması, hazırlanma aşamasında da verilerin her zaman için güçlüden taraf olan bir anlayışla düzenlenip dağıtıma sunulması olarak sıralanmaktadır. Haber toplama ve dağıtma işi gereksinim duyduğu teknoloji ve iş gücü nedeniyle pahalı bir iştir. İşin maddi tarafı az gelişmiş ülkelerin aleyhinedir. Çünkü az gelişmiş ülkeler iç ve dış haber ağını oluşturacak yeterli maddi birikime sahip değildir. Sermaye azlığı da gerek iletişim teknolojilerine sahip olmada gerekse gerekli olan organizasyonu oluşturmada zorluk çıkarmaktadır. Maddi nedenlerden dolayı az gelişmiş ülkeler haberin dolaşımında yer alamamaktadır. Bilgi ve haber pazarlayan kuruluşların alt yapısı, teknolojisi yoğun organizasyonlarla oluşturulmaktadır. Bu organizasyonlar gelişmiş ülkelere aittir. Bilgiyi, haberi dağıtıcı kaynak olan bu kuruluşlar, kaynak özelliklerini propaganda ve maddi çıkar sağlamada ön plana çıkarmaktadır.

Az gelişmiş ülkeler ve gelişmiş ülkelerdeki bu teknoloji sahipliği, alt yapı ve haberin dağıtımındaki farklar, haberin üretim sürecinde de mevcuttur. Taraflı bir bakış açısı ve haberin çarpıtılması durumu söz konusudur. Az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler, uluslararası medya organizasyonları için sürekli haber konusudur. Ancak habere genellikle olumsuzluklarıyla haber olmaktadırlar. Az gelişmiş ülkeler kendi ülkelerine ilişkin gelişmeleri de yine gelişmiş ülkelerin egemenliğinde bulunan küresel haber ağlarından almaktadır. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin kendilerine ait bir haber dağıtım mekanizması olmadığından, tüm dünya bu ülkelerdeki haberleri uluslararası medya organizasyonlarının düzenlediği şekliyle almak zorunda kalmaktadır. Söz konusu dış haberler ve uluslararası habercilik olunca tarafsızlık geçerliliğini yitirmektedir. Çünkü dış haberler ve uluslararası habercilik aynı zamanda dış politika ve uluslararası politika kavramlarıyla çok yakından ilintilidir. Gazeteciler genellikle uluslararası arenada kendi ulusların çıkarlarına aykırı durumdaki konuları haber olarak görmemektedirler.”

Günümüzde uluslararası alanda haber dağıtan en meşhur ve kapasitesi en geniş olan ajanslara AP (Assaciated Press/1848 Yılında ABD’de kurulmuş en eski ajans) AFP (Agence France Presse/1944 Yılında Fransa’da kurulmuş dünyanın üçüncü büyük ajansı) REUTERS (1851 yılında Londra’da kurulmuş) örnek verilebilir. Bunlar 160 civarında ülkedeki abonelerine günde binlerce fotoğraflı/-sız haberler satıyor...

Bir de bunların yerli versiyonları var. Meşhur olanları AA (Anadolu Ajansı/Atatürk'ün kurduğu, iktidar yanlısı, Türkiye'nin resmi haber ajansı) CHA (Cihan Haber Ajansı -Bu dönemde iktidar karşıtı FTÖ yanlısı bir ajans-) DHA (Doğan Haber Ajansı/malum) İHA (İhlas Haber ajansı)...

Haberler ekranının sağ veya sol üst köşesinde ve gazete haberlerinin alt köşesinde bu ajansların simgelerini (CİHAN, DHA, REUTERS, AP...) görürüz.

Çoğu haber, bilgi bu ajanslar tarafından temin edilip aboneleri olan medya kuruluşlarına servis edilir, satılır. Medya kuruluşları da kendi bakış açılarına, oluşturmak istediği havaya göre eşik bekçileri eliyle dizayn (?) edip alıcı kesime, halka sunar.

Medyanın halk üzerindeki etkisini bilen devletler, siyasetler, iktidara gelir gelmez medya patronlarını etkileri altına almaya çalışırlar. Son dönemde tarafsız, objektif olduğunu iddia eden medyanın taraflı yüzünün piyasaya net olarak döküldüğünü görüyoruz; bir haber kanalı daha önceden görmezden geldiği, haber değeri bile taşımayan durumlar, felaket, olumsuz haberleri artık peş peşe sıralayarak haber sunar, her şeyin kötü gittiği, ülkenin uçuruma, felakete sürüklendiği algısı oluştururken, diğer tarafta mevcut iktidar yanlısı medyanın ise her şey güllük gülistanlık, hiç arıza, sorun, problem yok, her şey olması gibi tıkırında, arada sırada bazı ufak aksaklıklar olsa da düzelir, sorun değil şeklinde çok iyimser polyannacı bir hava estirir...

Bir haber bir kanalda -A- şeklinde sunulurken, aynı haber farklı ideolojide bir kanalda -V- şeklinde sunuluyor, bazen aynı haber kendi içinde kendini yalanlıyor.

Çoğu zaman bir gruba/cemaate veya şahsa bir karalama yapılacağında günlerce şişirilir, hele bir de gözaltı olmuşsa haber şöyledir: “İddialara göre...” deyip “şunu yapmış, bunu planlamış, şunlar ele geçirildi, falana suikast girişimi veya sansasyonel eylem planlama aşamasında yakayı ele verdiler, göz altına alındılar.” vb. diyerek abartırlar ve halkın gözünde hükmü verip linç ederler. Akabinde bakarsın ki o kişi veya grup serbest bırakılmış, önceki şişirme haber düzeltilmez veya tutuklanır, ilk mahkemede tahliye olur, sonrasında beraat ancak yine ilk haberde düzeltme olmaz. Hele bu suçlama pis bir iftira/karalama veya yüz kızartıcı bir suçsa vay o gözaltına alınanın hâline.

Medya gündem saptırmak için de çok kullanılmaktadır. Bir dönem bakıyoruz ki Siyonist İsrail'e karşı atıp tutmalar, posta koymalar artmış, yoğunlaşmış, zannedilir ki savaşa girilecek, çok geçmeden anlaşılıyor ki arka planda askerî, ticari anlaşmalar imzalanmış, kazançlar kat kat artmış... Türkiye'de böyle... Sözde Filistin davası? Muhafazakâr olduğunu söyleyen cemaatler bile “Türkiye'den başka ses çıkaran yok, yardım eden yok, bir tek T.C. var.” Naraları atıyor. Genel olarak insanlar dış basını nadir takip eder. Dolayısıyla gözümüz T.C.’ den başkasını görmez, duymaz. Araştırılırsa, Filistin için kim ne yapmış, ne vermiş öğrenilir... Zamanını hatırlamıyorum ama AKP hükümetleri döneminde İsrail'e uygulanan VİZE kalktı. ( 90 günle sınırlı ) Rahatça gelip gezebilirler ama Filistinlilere VİZE uygulanır hatta çoğu zaman terörist gibi detaylı takip ve inceleme muamelesi görürler. Çok değil 5-10 sene önce Siyonist İsrail'in 2000 pilotu Konya'da eğitim görüyor, sonrada gidip Filistinlilere bomba yağdırıyordu. Muhafazakâr kesim bu tür kuru rüzgârlara hemen kapılıyor, siyasi propaganda dönemlerinde bunları sıkılmadan dillendiriyorlar, ya sonrası sonrası hiçbir şey olmamış gibi her şey süt liman yazık çok yazık... Bu türden örnekleri çoğaltmak mümkün.

Eşik bekçilerinin kahir ekserisi gayri İslami düşünce ve ahlaka sahip olduğundan geçmişte de günümüzde de Müslümanların, mücahidlerin lehlerinde hiçbir haber yapmazlar. Basında hep kendilerince olumsuzlukları ön plana çıkarıp milletten soğutma amacıyla haber yapılır. Sakallı, sarıklı, çarşaflı, mütedeyyin insanlar cahil paçavra, gundi, kafası basmaz, yobaz olarak; ne idüğü belirsiz entel dantel, karaktersiz, dinsiz tiplemeleri ise modern, ilerici, çağdaş, model insan olarak sunulurlar...

Eşik bekçilerinin gayri İslami kafa yapısını gösteren kısa örnek bir haber şöyle: Haberde, yaz Kur'an kurslarından bahsediyor, “yoğunluk şöyle, çocuklar böyle” vs... Sonlara doğru Abdussamed'in kıraatini kısaca verip, “Kur'an karisi Abdussamed Kur'an okurken ölmüştü” dedi ve haberi bitirdi. Kafam zang etti. SubhanALLAH! Bu nasıl bir haber şekli... Yorumu size bırakıyorum. Medya eliyle dezenformasyona uğrayan sadece haberler değil; kültür, dil, dinî değer ve ibadetler medya erozyonuna yoğun bir şekilde maruz kalıyor. Hakla batıl, doğruyla yanlış birbirine girmiş, at iziyle it izi karışmış durumda. Yeni nesil acayip bir ortamda yetişiyor.

Mümkün mertebe çocuklarımızı, kendimizi dezenformasyon bombardımanından, özellikle bunun alıcısı olan televizyondan uzak tutmamız gerekiyor... Uzmanlar masum gibi görünen çizgi filmlerin bile çoğunun sıkıntılı, arızalı olduğunu belirtiyorlar. Allah'ın düşmanları çocukların önemini çözdükleri için onların eğitimine çok önem veriyorlar; çizgi filmlerle, zorunlu eğitimle vs... Müslümanların uyanık olup çocuk eğitimine daha çok önem vermesi gerekiyor. Yarın bizim yerimizi çocuklarımız alacak, o yüzden boş vermeden çocuklarımızın İslami eğitimlerine önem verip televizyon gibi illetlerden onları sakındırmamız gerekiyor ki yarın elimizden kayıp gitmesinler. Allah muhafaza.

(İblis) dedi ki: “Beni azgınlığa ittiğin için ben de andolsun Senin doğru yolunda onlara engel olacağım. Sonra andolsun önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından onlara sokulacağım. Böylece çoğunu şükredenlerden bulamayacaksın.”

“Muhakkak Benim (has) kullarım üzerinde senin hiç bir tasallutun olmaz. Azgınlardan sana uyanlar müstesna.”

Allah-u Teâlâ Müslümanları, çoluk çocuklarımızı şeytanın ve şeytanlaşmış insanların şerlerinden, fitnelerden, fısk-ı fücurdan, her türlü pislikten korusun. Basiretlerimizi hak üzere açsın, fitnecinin fitnesinden emin kılsın, kalplerimizi İslam üzere sabit kılsın... (Âmin)

28 Ocak, 2016 Ebu Nuayme

Etiketler: medya