Dağlama

Dağlama

Âlemlerin Rabbi Allah (subhanehu ve teâlâ)’ya sonsuz hamd, salât ve selam Peygamberlik silsilesinin son halkası Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’e, âline, ashabına ve kıyamete dek onlara güzel bir şekilde tabi olanlara olsun. Âmin!

“Üç şeyde şifa vardır (başkasında yok, anlamında değildir): hacamat, bal şerbeti ve dağlama; fakat dağlamaktan hoşlanmam.” (Buhari, Tıp 7/12)

Tedavi metotları olarak, hacamat, bal şerbeti ve dağlama ön plandadır.

Dağlamak, fazla ısıtılmış veya kızdırılmış olan bazı aletleri vücudun herhangi bir nahiyesine dokundurarak, orasının yakılması ve tahrip edilmesi hâline denir.

Dağlamak, eski hekimlikte ve Arapların en geçerli (meşhur) tedavi şekillerinden birisiydi.

Dağlama, Araplar arasında o kadar yaygınlaşmıştı ki hastalık ne olursa olsun, her hastayı dağlama yaparak tedavi etmeye çalışıyorlardı.

Hatta hasta olmayan kimseler, muhtemel hastalıklardan korunmak için kendilerine dağlama yaptırıyorlardı. Şifayı Allah'tan değil, adeta dağlamadan biliyorlardı.

İslam gelince, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) dağlama yapmanın sakıncalı bir tedavi şekli olduğunu, muhtemel hastalıklardan korunmak maksadıyla dağlama yapılmamasını, dağlamanın ancak bazı hastalıklardan ve kan kaybı gibi hayati tehlike olduğu zamanlarda yapılmasını tavsiye etmiştir.

Nitekim İbn-i Abbas (radiyallahu anhu)’nun rivayet ettiği hadiste Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) “Üç şeyde şifa vardır: bal şerbeti içmekte, kan aldırmakta ve dağlama yaptırmakta; fakat ben dağlama yaptırmayı sevmem” buyurmuştur. (Buhari, Tıp 7/12; Müslim, Selam H.71)

* Başka ilaçlar fayda vermediği zaman son çare olarak dağlama yapılır.

Bu da hastanın bünyesinin verilen ilaçları tesirsiz hâle getirdiği zaman uygulanır ki ağır hastalar için tatbik edilir. Nitekim Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'in Sâd İbn-i Muâz'ın savaşta yaralanan kolunu dağlaması, kan kaybından ölme ihtamali olabileceği için suç işleyenlerin el ve ayaklarının kesildiğinde de dağlanması bu sebepledir. İşte bu gibi acil ve tehlikeli hâllerde kızgın demirle dağlama yapmak gereklidir. (Bagdadi s.211-212; Zehebi s.259-260; İ.Kayim s.134)

* İbn-i Mes'ud (radiyallahu anhu) da şöyle demiştir: “Bir cemaat, ‘Ey Allah'ın Rasûlü, bir arkadaşımız hastalığından şikâyet etmektedir. Onu dağlama yaparak tedavi edelim mi?’ diye sordular. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) cevap vermedi. Tekrar sordular. Bunun üzerine bir müddet düşündükten sonra ‘İsterseniz dağlayınız, isterseniz kızgın taşla tedavi ediniz!’ buyurdu.” (Müsned 1\390, 406, 423, 426; Abdurrezzak 10\407; Hakim, Tıp 4\213)

*Hırsızlık ve eşkiyalık olmadıkça dağlama yapılması uygun görülmediğinden dolayı, “Dağlama yapmak, en son uygulanacak tedavi şeklidir” sözü Arap atasözü olarak söylenegelmiştir. (Keşf-u-Hafa 1\14 H.7)

Dağlama Çeşitleri:

* Muhtemel hastalıklardan korunmak için yapılan dağlamalar,

* Ciltteki bir hastalığın yayılmasını önlemek için, hasta bölgenin etrafındaki derinin dağlanması,

* Kanamayı durdurmak için yapılan dağlamalar,

* Yara, çıban, basur, mayasıl gibi akan yaraların kurutularak tedavi edilmesi gayesiyle yapılan dağlamalar,

* İç organlardaki bir hastalığı tedavi etme amaçlı dıştan yapılan dağlamalar.

* Kırıkların daha iyi tutması, iltihaplı dokuların eriyip çözülmesi gayesiyle yapılan dağlamalar. (A'lâmü'l-Arab s. 44)

Modern Dağlama Lazer

Zamana ve şartlara göre tedavi yöntemleri sürekli değişebilmektedir. Günümüzde tıp bilimi ilerlemiş olup yeni yöntemler uygulanmaktadır. Lazerle tedavinin de bir çeşit dağlama olduğunu unutmamak gerekir.

Bir neşter vazifesini gören lazer hüzmesi, yarayı dağlayarak tümörü kesip çıkarır. Bu alet, gözün ayrılan ağ tabakalarının dağlanması ve gözün çeşitli yaralarının, tümörlerinin tedavisi için kullanılabilir. Neşterin -lazerin veya ısı ile dağlama aletinin- başlıca faydası çabukça hareket ettiğinden hastaya hiçbir acı vermemesidir.

Zamanımız ilminin sembol aracı lazer tıpta geniş kullanım sahası bulmaktadır. En hassas ameliyatlar dahi lazer sayesinde kolaylıkla yapılabilmektedir. Lazer ışını insanı korkutan ufak ve düz bıçakların da yerini almaya başlamıştır. Bir anlamda lazer ışını bıçak vazifesini görmektedir. Hücreleri inceleyen biyolojik araştırma içinde lazer çok lüzumludur. Son derece ince lazer hüzmeleriyle kan hücreleri üzerindeki küçük urlar (tümör) çıkartabilmekte, aynı zamanda da hücreden bir parça koparıldığı zaman hücrenin nasıl tepki gösterdiğini gözlemek de lazer sayesinde mümkün olmaktadır. Gözün ayrılan ağ tabakalarının dağlanması ve gözün çeşitli tümörlerinin tedavisinde hastaya hiç acı vermeden “Lazer Işınları” kullanılabilmektedir. Lazer ile göz liflerini birleştirmek suretiyle, büyük enerjili ışıklı hüzmeyi düz çizgili hüzmenin ulaşamayacağı çeşitli dokuların üzerine götürmek de mümkün olmaktadır. Lazer, akupunktur tedavisinde de yardımcı olmaktadır. Lazer sayesinde akupunktur tedavisi gören hasta dayanılamayacak kadar fazla olan ağrıları duymaz.

Dağlama İle Akupunktur İlişkisi:

Bazı tabipler akupunktur ile dağlama arasında ilişki kurmaya çalışmışlar; akupunktur iğnelerinin batırıldığı merkezler ile dağlama noktalarının aynı meridyenler üzerinde olduğunu savunmuşlar; her ikisinin de Çinliler ve Uygur Türkleri arasında kullanıldığını ispata çalışmışlardır.

Dağlama Dereceleri

Kızgın demirle yapılan dağlamadan tutun da en basit ısıtma şekline kadar “dağlama” tabiri kullanılmıştır. Nitekim yüz felci geçiren İbn-i Ömer (radiyallahu anhu) “Ben eşimden önce guslederim, sonra onun sıcaklığı ile dağlanırım (yani üşümemi onun sıcaklığı ile gideririm).” demiştir. (Hattabi 2/407-408; Nihaye 4/212)

Kan Kaybını Önlemek İçin Dağlamak

* Câbir b. Abdullah (radiyallahu anhu) şöyle demiştir: “Peygamber (aleyhisselatu vesselam) Übey b. Kâ’b'a tedavi maksadıyla bir tabip gönderdi. O tabip de Übeyd’den bir damar kesti, sonra üzerini dağladı.” (Müslim, 2207; Ebu Davud, 3864; İbn Mace, 3493)

Übey b. Kâ’b bu dağlamadan sonra iyileşip kurtulmuş ve Osman (radiyallahu anhu)’nun halifeliği zamanına kadar yaşamıştır.

* Yine Cabir (radiyallahu anhu) demiştir ki: “Hendek Savaşı sırasında isabet aldığı bir okla kolunun can damarından (atar damar) yaralanan Sâ’d İbn-i Muâz'ın parçalanan damarının bazı yerlerini kestiler. Peygamber (aleyhisselatu vesselam) kan kaybını önlemek için elindeki uzun demirle üzerini dağladı, sonra dağlanan yer şişti, tekrar dağladı, yine şişti.” (Müslim, 2208; Ahmed b. Hanbel, 3/386; Ebu Davud, 3866; İbn Mace, 3494)

* Bu konuda Aişe (radiyallahu anha) da der ki: “Sâ’d İbn-i Muâz'ın yarası kuruyup iyileşmeye yüz tuttuğu sırada şunları söylemiştir: ‘Allah’ım! Sen bilirsin ki benim için Senin yolunda, peygamberini yalanlayıp yurdundan çıkaran bir milletle cihad etmekten daha üstün bir şey yoktur. Allah’ım! Eğer Kureyş harbinden bir şey kaldı ise, beni iyileştir de Senin yolunda onlarla cihad edeyim. Allah’ım! Ben zannediyorum ki Sen bizimle onların arasındaki harbi durdurdun. Şayet onlarla bizim aramızdaki harbi bıraktı isen, şu yarayı patlat da ölümümü bundan yap!’ Derken yara patlayıvermiş, oradakiler kanın kendilerine doğru akmasından ürkmüşler. (Mescidde onunla beraber Gıfar Oğullarından bir çadır daha varmış) Oradakiler, ‘Sizin taraftan bize doğru gelen şu kan nedir?’ diye sormuşlar. Bir de ne görsünler, Sâ’d'ın yarasından kan fışkırıyor! Az sonra da kan kaybından vefat etmiştir.” (Buhari, Salat 1/119; Müslim, Cihad H.67)

* Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) demiştir ki: “Allah Rasûlü’ne bir hırsız getirildi de ‘Ey Allah'ın Rasûlü! Bu kimse hırsızlık yapmıştır.’ denildi. Peygamber (aleyhisselatu vesselam) hırsıza dönerek ‘Bu kimsenin hırsızlık yapacağını sanmıyorum’ dedi fakat hırsız kimse ‘Evet, hırsızlık yaptım!’ diyerek suçunu itiraf etti. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘Bunu götürünüz, elini kesiniz ve (kan kaybını önlemek için) dağlayınız, sonra bana getiriniz!’ buyurdu. Götürdüler, elini kestiler ve dağladılar, sonra huzura getirdiler. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘Bu suçtan dolayı Allah'a tevbe et!’ buyurdu. O kimse ‘Allah'a tevbe ederim ki bir daha yapmayacağım’ dedi. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘Allah tevbeni kabul eylesin!’ buyurdu.” (Abdurrezzak 7/389-90; Hakim, Hudud 4/381, Nihaye 2/22; E. Davud el-Merasil 151, H.214)

* Bazen de hırsızın eli bileğinden kesildikten sonra kan kaybını önlemek için kesilen el, kaynatılmış sıvı yağ veya katran içine bırakılarak bir nevi dağlama yapılmıştır. (Şerh-i Maani’l-Asar 3/168)

* Ali (radiyallahu anhu) da hırsızın elini mafsaldan kestikten sonra dağlama yapmıştır. (Nasbu’l-Raye 3/371; Harbi 2/774; S.Kubra 8/271)

Şunu da hatırlatmak isteriz ki hırsızın elinin kesilebilmesi için belli şartların tahakkuk etmesi gerekmektedir.

Diğer Hastalıklar İçin Yapılan Dağlamalar:

* Kays b. Ebî Hâzim (radiyallahu anhu) şöyle demiştir: “Hasta ziyareti için Habbab b. Eret'in yanına varmıştık. Karnının yedi yerine dağlama yaptırmıştı. Bize şöyle dedi: ‘Peygamber (aleyhisselatu vesselam)'ın ashabından benim uğradığım belaya bir başkasının uğradığını sanmıyorum. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında bir dirhem parayı bulamıyordum. Şimdi ise evimin bir köşesinde kırk bin dirhem para vardır. Eğer Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ölümü temenni etmeyi bize yasaklamasaydı, ölmek için dua ederdim’” (Buhari 7/10, 8/130; Müslim, Zikr H.12; Tirmizi, Cenaiz H.970)

* Enes İbn-i Mâlik (radiyallahu anhu) demiştir ki: “Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) daha hayatta iken Zâtül-Cenp (Akciğer zarı iltihabı) hastalığından dolayı dağlama yaptırdım. Ebu Talha, Enes İbn-i Nadr ve Zeyd İbn-i Sabit yanımda idiler. Bana dağlama işini yapan ise Ebu Talha idi” (Buhari, Merza 7/19;Ayni 10/173-174; S.Kubra 9/343)

* Lâhık b. Ubeyd'in bildirdiğine göre, sahabeden İmran b. Husayn dağlama yaptırmayı yasaklardı. Hastalığında kendisine (İbn-i Ziyâd'ın ısrarı üzerine) dağlama yaptırıldı. Şikâyet mahiyetinde şöyle derdi: “Ateşle dağlandım, ne ağrı sızı iyileşti ne de hastalık şifa buldu” (Müsned 4/444, 446; E.Davud H.3865; Nihaye 2/394; Darimi 2/35)

* Tıbb-ı Nebevî yazarlarından Tabip İbnü's-Sünnî der ki: “Ebu Abdurrahman es-Sülemî kendi hizmetlisine tedavi maksadıyla dağlama yapıyordu. Ben ‘Sen de mi dağlama yapıyorsun?’ diye sordum. O, ‘Evet, dağlama yapmak Arapların meşhur tedavi şeklidir’ diye cevap verdi.” (İ.Sunni vr.2b)

Başka Tedavi İmkânı Varken Dağlama Yapmamak:

Aişe (radiyallahu anha)’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) “Isıtılmış taş veya bez ile yapılan tedavi bana göre dağlama yapmaktan daha iyidir. İlacı ağızdan su ile vermek, toz hâlinde üfleyerek almaktan daha iyidir. Bademcik için burundan ilaç damlatmak ise, bademciği parmakla patlatmaktan daha iyidir” buyurmuştur. (Müsned 6/170; Abdurrezzak 10/407-8)

Anlatılanlar Neticesinde Ulaştığımız Sonuç:

Kızgın demirle yapılan dağlama hem hasta için eziyetli hem de tehlikeli bir tedavi şeklidir. Aynı zamanda vücutta dağlama yapılan yerlerde iz kalmaktadır. Bu sebeplerle Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) “Ben dağlamayı sevmem.” buyurarak başka tür tedavilerin uygulanmasını tavsiye etmiştir. Nitekim yukarıda açıklandığı gibi “Isıtılmış taş veya ısıtılmış bez parçası ile tedavi yapılmasını kızgın demirle yapılan dağlamaya tercih etmiştir” Çünkü bu tür tedavi, hem vücutta iz bırakmamakta hem de hastaya eziyet ve risk bakımından çok daha hafif olmaktadır. Ancak kan kaybını önlemek gibi dağlama yapmaktan başka bir çare yoksa, o zaman dağlama (kızgın demirle) yapılmasında bir sakınca yoktur. Nitekim Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) hiçbir hastalıktan dolayı kendi vücuduna dağlama yaptırmamıştır. (M.Ledunniye 2/166; Zurkani, Şerhu’l Mevahib s.134)

Dağlama Konusundaki Hadis-i Şerifleri Dört Bölümde Özetlemek Mümkündür:

-Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'in bizzat kendisinin dağlama yapması.

-Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in bizzat kendisi dağlama yapmakla beraber bu uygulamayı sevmemesi.

-Dağlama yaptırmayı terk edenler hakkında övgüsü.

-Dağlamayı yasaklaması. Bu dört şıktan hiçbiri arasında çelişki yoktur.

Şöyle ki:

-Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'in dağlama yapması, bu uygulamanın caiz olduğuna delildir. Bu işlemi sevmemesi ise, yapılmamasını gerektirmez.

-Dağlama yaptırmayanlar hakkındaki övgüsüne gelince, terk edilmesinin yapılmasından daha iyi olduğunu göstermektedir. Yasaklanması ise, onun yerini tutacak başka bir tedavi şekli ile tedavi edilmesini tenbih içindir. Allah-u Âlem.

İstifade edilen kaynaklar:

İbn Kayyim el-Cevzi, Tıbb-ı Nebevî

Ali Rıza Karabulut, Tıbb-ı Nebevî Ansiklopedisi

28 Ocak, 2016 Opr. Dr. Muhammed M. BAMJA

Etiketler: tedavi