"Asılsız İthamlar İçin" Gerekli İzahat ve Allah İçin Nasihat

“Bir kavme olan düşmanlığınız sizleri adaletsizliğe sevk etmesin.” buyuran yüce Allah’a şanına yakışır şekilde hamd, salat ve selam “Müslüman: Müslümanların elinden ve dilinden emin (eziyet görmedikleri) oldukları kimsedir.” buyuran Resulullah’a ehli beytine ve ashabına olsun.

Muhterem Müslümanlar, “Din Nasihattir!” buyuran Efendimize uymak ve bazı çarpıtılmış gerçekleri beyan etme zorunluluğu hissettiğim için bu yazıyı yazmaya karar verdim.

Muhterem Tarık hocamın (Rabbim onu korusun ve emsalini çoğaltsın) hakkı çekinmeden beyan etme sadedinde yazdığı “Ümmetin imtihanı; Bağdadi’nin Hilafeti” yazısı ile Allah’ın takdiri aynı döneme denk gelen ve bir soruya cevap olan “Ebu Hanzala” yazısı, özellikle Bağdadi ve Ebu Hanzala mutaassıpları tarafından büyük bir tepki vermelerine sebebiyet vermiş ve Nakil Kürsüsü çalışanlarına karşı Müslüman ahlakına yakışmayacak tekfir, küfür, hakaret, yalan, zan, iftiralara ve hatta açıkça tehditlere varan sözlerini sosyal medya alanında yaymaya başladıklarını gördüm. Özellikle “Tevhid Dergisi” adlı sitede “Onların kinleri ağızlarından taşmaktadır, kalplerinin gizlediği ise daha büyüktür.”  Yazısı yayınlandıktan sonra birkaç satır yazmak istedim.

Allah için nasihat ediyorum, kabul ediniz.

Liderlik, şan, şöhret, emirlik, tek ve seçkin olma arzuları helak edici hastalıklardandır. Bu hastalıklardan Allah’a sığınmalıyız. Bu hastalıkların emarelerini görürsek tedavi yoluna gecikmeden başvurmalıyız. Bu gibi şeyler dünyada hoşumuza gidebilir. Ama ahirette fayda vermeyecek bilakis bizlere pişmanlık sebebi olacak şeylerdir...

Müslüman kardeşlerim; Müslümanlarla hatta müşriklerle bile muamele ederken Allah’tan korkun ve adil olun. Bir Müslüman başka bir Müslümanla gerek dünya konusunda ve gerekse dini konuda ihtilafa düşmesi tabiidir. Bu durumda kişi öfkelendiğinden dolayı haksız yere Müslüman kardeşini tekfir etmemeli, küfür ve hakaretten uzak durmalı, iftira atmamalı ve kendisini haklı çıkarmak için yalan söylememelidirler! “Hadi bu dünyada üstün oldun, haklı görüldün. Karşı tarafa galip geldin. Peki en gizli hallerin ortaya döküleceği ve kayırmanın olmadığı ahirette o büyük mahkemede nasıl cevap vereceksin?!”

Haksız yere tekfir, iftira, gıybet, nemime, hakaret, haset, alay, kötü zan  ve yalan büyük günahlardan olup kişinin sevaplarını yiyip bitiren ve kul hakkı olduğu için sahibi tarafından affedilmedikçe Allah tarafından affedilmeyecek ve kişiyi cehenneme sürükleyecek çirkin amellerdendir. Bu illetlerden uzaklaşmalıyız.

Allah’tan korkup insanları en çok cehenneme sokan bu dilimize sahip çıkmalıyız. İmam Ahmed’in rivayet ettiği hadiste efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:

“Kalbi doğru olmadıkça kişinin imanıda doğru olmaz. Dili doğru olmadıkça kalbide doğru olmaz.”

İmam Buhari ve Müslim’de gelen hadiste şöyle buyurulmaktadır:

“Müslümana sövmek fasıklıktır. Onunla savaşmak küfürdür.”

Ahlakımızı düzeltelim. İnsanları en çok cennete sokan amel takva ve güzel ahlaktır. Düşman dahi olsa karşıdakine karşı Allah’tan korkmalı, adil ve dürüst olmalıyız.

Birisi hatamızı söylediği vakit kibire kapılmamalı, nasihatini kabullenmeliyiz. Ömer (r.a) gibi büyük bir insanın hatasını yaşlı kadın yüzüne söylemiş, oda hata yaptığını itiraf edip güzellikle kabullenmiştir. “Bana hatalarımı hediye edene Allah rahmet etsin!” diye duada bulunmuştur.

Vallahi ne Bağdadi nede Ebu Hanzala, Hz. Ömer’den daha değerli değiller. Şeyh Eymen’e, Şeyh Ebu Katade’ye, Şeyh Ebu Muhammed Elmakdisi’ye, El Kaide cemaatine ve tabilerine tekfir, hakaret ve küçümseme helal sayılır, taassup ettiklerinize eleştiri harammı oluyor acaba?!. Allah’tan korkmalıyız kalbimize ve dilimize sahip çıkmalıyız.

Resulullah (s.a.v)’in şu hadisini unutmayalım:

“Adamın biri umursamadan bir söz söyler, onun sebebiyle cehennemde yetmiş sene kalır!”  (Tirmizi)

Şu ithamları yapan kişiyede nasihat ediyorum: Bizler yada Tarık hoca ne Devle cemaatinden, ne Elkaideden nede herhangi bir cemaatten para falan aldığımız yok. İftira atarken Allah’tan korkmuyormusunuz? Allah’u Tealanın huzuruna çıkıp hesap vereceğinize iman etmiyormusunuz? Elhamdulillah bizim rızkımız Allah’tan gelmektedir. Maaş karşılığında kimseye dinimizi satmadık.

Evet devle cemaati hak üzere çalışırken sevdik. Fitne zamanlarında sustuk. Ama Müslümanların safını bölüp zulme başladıklarında onları alkışlamadık ve yanlışlarından beri olduk.

İsmail hoca devle cemaatini övücü sözler söyledi. Ama bu iki sene önceydi. Şimdi ise durumlar çok değişti. Cımbızlama yaparak bazı sözleri getirip piyasaya sürerek bizlerde çelişkiler varmış gibi sunmayınız.

Tehdit edenlere de şunu söylemek isterim: Bizler insanlardan korkmuyoruz. Alemlerin Rabbinden korkuyoruz. Kibirli kimselere nasihatim, Kurana baksınlar. Allah-u Teala kibirlenen kimseleri nasıl batırdığını okuyup ibret alsınlar.

“ONLARIN KİNLERİ AĞIZLARINDAN TAŞMAKTADIR, KALPLERİNİN GİZLEDİĞİ İSE DAHA BÜYÜKTÜR.”

Yazısını yazan kardeşlerin bazı söylem ve iddiaları hakkında kısa bir açıklamada bulunmak istiyorum:

Öncelikle bu ayet Yahudi ve Hristiyanların İslam milletine olan kinlerini anlatır. Bu ayeti Müslümanlar için neden kullandınız? Anlayamadım! İkinci olarak kalbimizde size karşı kinli olduğumuzu nereden bildiniz? Bu haram kılınan zanna girmez mi?

Ebu Hanzala hocayı her eleştiren Tağutun çanakçısı mı oluyor?! Başka yorumlarınıza binaen soruyorum; Tağutun bir kurumuyla çalıştığımızı söylüyorsunuz! Devletin hangi kurumuyla çalıştığımızı söylermisiniz?! Bu büyük ithamı yaparken Allah’tan korkmuyormusunuz?

2009 yılında ki itirazı yapan kardeşler ve Ebu Hanzala, iki tarafta cezaevindeydi. Onun cezaevine girişi esnasına denk getirilmemiştir. Ebu Zerka’yı bilmem. Ancak Tarık hocanın, gelen soruyu cevaplaması yine Ebu Hanzala (Rabbim esaretini çözsün) hapiste olmasına kasten getirilmiştir iddiasıda zandan ibarettir.

Hoca, Tevhid Müdafası yaparken bizler ateşe benzin dökmemek için konuşmadık. Halada konuşmuyoruz. Ufak bir eleştiri sizlerde büyük sorunlara yol açıyorsa acaba silsile dersler yapmış olsaydık ve hocanın yaptığı hakaretlerin yarısını sizlere iade etseydik acaba ne yapardınız? Şu anda bile en ufak bir eleştiride başka yazılarınızıda göz önünde bulundurarak hakaretlerinizi yazıyorum; Zındık, mürcie bozuntuları, havlayan hırlayan köpekler, tağutların birimleriyle anlaşmalı kimseler, tağutlara çanak tutan münafıklar, yalancılar, hainler, surlar arkasından savaşanlar, kindar kalpliler ve ... Yaptığınız bu hakaretlerin beşte birini sizlere yapmış olsaydık nasıl davranırdınız acaba?!.

Tarık hocaya “Gelin konuşalım.” dediğiniz vakit ben ceza evindeydim ve çıkışımı beklediği için sizinle oturup tartışmayı doğru bulmamıştır. Ben cezaevinden çıktıktan sonra tekrar talep ettiniz bizler de kabul ettik. Gününü belirleme fırsatı olmadan bu sefer de Ebu Hanzala cezaevine girdi. Bunun haricinde sizden açık bir talep gelmedi. Ancak dışarıdan bazı kardeşlerin talepleri oldu... Bizler dedik ki, talep eğer hocadan ise ve direk kendi elçisini gönderirse ona göre oturup değerlendiririz. Ancak sizlerden buna uygun açık resmi bir talep gelmedi. Buna binaen “Bizler defalarca çağırdık ama onlar gelmediler.” sözünüzden vaz geçin artık...

Şunuda beyan etmek isterim: Tartışmayı sevmeyen ve faydasından çok zararı olacağını düşünen bir kimseyi tartışmaya gelmedi diye korkak, cahil, kaçan gibi lakaplarla vasfetmek doğru bir üslup mudur? Ayrıca tartışma, “Hak belli olursa, her iki tarafta hakka tabi olacak.” kaidesine bina edilirse faydalı olur. Yoksa  baştan kendi fikirlerine taassup eden ve tartışmaya fırsat vermeden karşı tarafı bid’atçi ve mürcie addeden, bunun üstüne silsile şeklinde dersler başlatan ve tavır koyan kimselerle kaldı ki neyi oturup tartışacaktık? Avamı eğlendirmek için kavga eden boksörler gibi kavga etmek hoşunuza mı gidiyor?!

“Halis hocayla konuşmamız olmadı” sözü yalan değildir. Gerçekten de oturup uzun uzun meseleleri değerlendirmedik. Sadece yüzeysel konuştuk. Toplam bir buçuk saat oturduk. Yarı vakti hal hatır ve maziyi anmakla geçirdik. Kalan yarısını da yüzeysel bazı meseleleri konuşmakla geçirdik. Ebu Hanzala, celsenin sonunda “Seninle oturup bu meseleleri konuşmak isterim.” demesine rağmen akabinde bizlere ithamlar yönlendirmeye ve Tevhid Müdafası derslerini işlemeye başladı. İhtilaf ettiğimiz her bir konu en azından birkaç saat ister. Allah için soruyorum, saatlerce veya günlerce oturup aramızda ki ihtilaflı konuları konuştuk mu?. Bizi yalan söylemekle itham etmeniz caiz değildir.

Şu sözünüz de doğru değildir: “Haklısın ahi ama cihad alimleri senin gibi söylemiyorlar” Doğrusu şudur: “Cihad alimleri senin gibi söylemiyorlar.” Lütfen naklederken doğru nakledin.

Bizler cihad alimlerine masum gözle bakmıyoruz. Her dedikleri bizim için esastır demiyoruz. Ancak Allah için onları seviyor, ihtiram ediyor ve onların onurlarına yapılan saldırıları şiddetle kınıyoruz. Bu meseleyide dilinize dolayıp hakkımızda iftiralara müracaat etmeyiniz.

SİZLERE ALLAH İÇİN SON NASİHATIM ŞUDUR:

Hocanıza olan taassubunuz sizleri yanlışa düşürmesin. Hocası için seven ve hocası için nefret eden değil, Allah için seven ve Allah için buğzedenlerden olunuz. Müslümanlara hüsnü zan ile bakınız. İhtilaf yaşadığınız Müslümanlara karşı merhametli, affedici ve müsamahakar davranınız. Müslümanları bölüp birbirine düşman etmeyiniz. Dilinizi Müslümanlara karşı keskin bir kılıç gibi kullanmayınız. Haksız yere tekfir, ittiham, hakaret ve sui zandan uzak durunuz. Bir Müslüman Allah’tan korkup size karşı sessiz duruyorsa, Müslümanlar arasında kargaşa çıkmasını istemiyorsa, onu daha fazla ezme yoluna gitmeyiniz.

Rabbim bizleride sizleride affetsin, hatalarımızı düzeltsin. Birbirimize fitne sebebi kılmasın. Davamızın sonu yüce Allah’a hamd etmektir.

9 Şubat, 2016 Musa Hoca

Etiketler: ebuhanzala, hilafet