15 Temmuz Darbesinde ABD’nin Rolü ve İslâmi Camianın Tutumu

15 Temmuz Darbesinde ABD’nin Rolü ve İslâmi Camianın Tutumu

15 Temmuz 2016 Cuma günü Türkiye’de gerçekleşen darbe girişimi kökeni itibariyle Türkiye merkezli olan Gülen Hareketi’nin bir kalkışması olarak Türkiye bağlamında tartışıldı. Oysa yaşanan girişimin yurtdışı kaynaklı bir köleleştirme ve işgal planı olduğuna dair pek çok belge ortada olduğu gibi Gülen Hareketi’nin de bir ılımlı İslam projesi olarak Türkiye merkezli bir proje olsa bile daha geniş bir coğrafya için tasarlandığı açıktır. Ancak bütün bu açık verilere, çok sayıda gösterge ve belgeye rağmen hala küresel güçlerin, medyadan emniyet birimlerine kadar hayatın her alanında etkin olan tahakkümü nedeniyle darbenin asıl sorumlusu olan ABD’ye işaret etmek pek çok kesimin cesaret edemediği bir konudur. Yine de darbenin başından itibaren, Türkiye’de siyasilerin ve gazetecilerin darbenin asıl planlayıcısının CIA olduğuna dair daha önce görülmemiş bir cesaret ve açık sözlülüğün varlığını inkâr etmek adaletli olmayacaktır. AK Parti hükümeti Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu darbeyi ABD’nin planlayıp desteklediğini açık açık dile getirirken Yeni Şafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül de “ABD Erdoğan’ı Öldürmek İstedi” başlığıyla bir yazı kaleme almıştır. Bunların yanı sıra pek çok gazeteci ve siyasi de benzer beyanlarda bulunmuştur. Ne var ki uluslararası tahakkümün sindirici gücü nedeniyle kısa dönemde AK Parti kadrolarının ve medyadaki önemli figürlerin darbe ile beraber artan Amerikan karşıtlığını azaltmaya dönük söylemlere girişeceğini şimdiden öngörmek mümkündür. Gazeteciler ve siyasiler retorik yaparlar, siyasi çıkarlara göre söylem ve eylem tarzı geliştirirler ancak ilim erbabı ve Müslüman camia prensip sahibidir ve hakikati tüm çıplaklığıyla dile getirmelidir.

Darbeden bir süre önce twitter’da Kulamer ismiyle analizler yazan bir albayın hikâyesi oldukça dikkat çekicidir. Albay Ömer Kulaç darbe sonrası tutuklanmıştır. Henüz Mart ayında bir ABD’li yetkiliye twitter üzerinden “Efendim Türk Ordusu emrinizdedir. Öl! deyin ölelim” demiştir. Bu darbecilerin ABD ile ilişkisine dair son derece net bir veridir. Bu bağlamda hem bu darbede, hem Türkiye’deki geçmiş darbelerde hem de başka pek çok ülkede gerçekleşen darbelerde ABD ve Batının rolünü unutmamak adına bu yazıyı siz değerli Nakil Kürsüsü takipçileri için kaleme aldım. Bu konuya değinmeden önce İslami camiadan pek çok kesimin darbe ile ilgili tutumuna dair birkaç konuya değinmenin yerinde olduğu kanaatindeyim.

Öncelikle din olarak İslam’dan, Rab ve yegâne nizam ve şeriat belirleyici olarak Allah’tan ve rehber ve Nebi olarak da Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den razı olduk ve bu rızanın ardından demokrasi putuna yönelmekten, onu övmekten ve hatta ona işaretle bile eğilim göstermekten Allah’a sığınırız. Bu konudaki duruşumuzu bunun bizi bir takım dünyevi menfaatlerden mahrum edeceği ve bir takım imtihanlara duçar kılacağını bile bile müteammiden ilan ederiz. Bundan sonra bu konuda hakkımızda zan ile haddi aşanlar ile aramızda şahid olarak Allah yeter.

Darbenin ilk anından itibaren pek çok İslami kesim meydanlara çıktı ve bu büyük musibeti engellemek için mücadele etme kararı aldı. Bu meselenin bir AK Parti-Cemaat ya da rejim meselesi olmadığını, bunun Müslümanları da ilgilendiren bir konu olduğunu beyan ettiler ve konuyla ilgili şer’i dayanakları da ortaya koydular. Bir konuda fetva verenler meselenin vakıasını da iyi bilmelidirler. Bu meselenin vakıası da darbenin başarılı olması durumunda Türkiye’deki İslami hizmetlerin on yıllarca geriye gidebileceği, başta Suriye olmak üzere diğer pek çok ülkeye kadar politikaların değişip Türkiye’nin Haçlı ordusunun güçlü bir parçası olması, binlerce mütedeyyin kimsenin katledilip yaklaşık 1 milyon insanın yargı sürecinden geçeceğidir ki, buna dair infaz listeleri ve belgeler her geçen gün yayınlanmaktadır. Mesele bir geminin delinmesi sonucu su alması ve batması gibi hayati bir meseleydi ve geminin batması durumunda bundan en olumsuz etkilenecek olanlar İslami kesimlerdir. Meseleyi sırf iki kesimin kavgası olarak görenler ve meydanlara çıkan İslami kesimlere demokratlık damgası vuranlar konuyla ilgili şer’i dayanaklar sunmadıkları gibi bir de çok sayıda beyanat yayınlanmasına rağmen şer’i gerekçeler hiç sunulmamış gibi suçlamalarda bulundular. Bununla beraber bu kesimler kendilerine de saygı duymamışlar ve kendilerini ve Müslüman camiayı bir taraf olarak kabul etmeyerek tarafları sadece iki ile sınırlandırmışlardır. Oysa İslami Hareketler bu ülkede varlar, bir taraftırlar ve kendi usul ve esasları, kendi amaçları ve tehdit algıları ile bu musibete bir reaksiyon geliştirmişlerdir. Meydanların, İslami bir duruş sergileyen ve İslami kesimin sloganlarını seslendirip onların görüşlerini yansıtan bir davet alanına dönüşmesi gerekirken demokrasi şovuna çevrilmesi ise Müslümanların toplum nezdindeki etkinliklerinin kısıtlı olması nedeniyle kendilerini eleştirmeleri gereken bir husustur. Oysa planlı örgütlenme gerçekleştirilse meydanların çoğuna İslami Hareketler kendi renklerini verebilirlerdi. Süreç içerisinde medya organlarının etkisi ve devlet gücünün devasa boyutu ile konu demokrasi bekçiliğine döndürülmüşse de Müslümanlar açısından tehdidin bertaraf edilmesi bir kazanımdır. Konu maalesef İslami kesim açısından neyin kazanıldığından öte nelerin kaybedilmesinin önlendiği hususudur.

Yaşanan darbe girişiminin ABD ile ilişkisine gelince; darbe öncesi Gülen-CIA ilişkileri bağlamında çıkan belgeler ve darbe sonrası basına yansıyan belgeler, Batılı liderlerin açıklamaları ve Batı basınının konuyu ele alış tarzı incelendiğinde ancak kötü niyetli insanların, ABD yanlısı ajan zihniyetli kimselerin ve akli melekeleri zayıf insanların projenin bir ABD projesi olduğunu inkâr etmeleri mümkündür. Zira ABD makamları ABD’de gündüz saat 15.00 iken Türkiye’de yaşanan darbe girişimine rağmen yaklaşık 4 saat boyunca Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne destek vermemiştir. Batı medyasında darbe nedeniyle sevinç manşetleri atıldığı, TV programlarında darbenin başarılı olması yönlü temennilerin açıkça ifade edilmesi, darbenin ABD’yi merkez olarak kullanan Gülen yapısının planlaması ve pek çok darbeci generalin de ABD’den sığınma talep etmesi darbenin bir ABD darbesi olduğunun açık göstergeleridir.

Amerika Birleşik Devletleri geçmiş dönemlerde Türkiye’de yaşanan 1960 ve 1980 darbeleri ve 28 Şubat darbesinde de pay ve plan sahibi olmuş, darbeleri desteklemiş ve kısa süre içinde darbeci cuntalarla iyi ilişkiler geliştirmiştir. Örneğin 1960 darbesi sonrası Türkiye’yi ziyaret eden ABD’li yetkili bunun dünyadaki en hızlı darbelerden biri olduğuna değinerek övgüde bile bulunmuştur.

28 Şubat Post-Modern darbesini gerçekleştiren generallerin ve sivil kadrolarında ABD ile ilişkili oldukları, darbenin startının dönemin generallerinden Çevik Bir’in ABD ziyaretinin hemen ardından verildiğini, ABD’nin Erbakan iktidarının zayıflayıp çökmesi için elinden gelen çabayı gösterdiği bilinmektedir. Darbeden bir süre sonra yayınlanan bir takım diplomatik belgeler ve Wikileaks belgeleri de bu ilişkileri doğrulamıştır.

Türkiye ABD için her zaman ılımlı İslam ile laikliğin buluşma noktası olması nedeniyle bir başyapıt olarak görülmüştür. Türkiye’de İslami Hareketlerin gelişimi de bu nedenle sürekli Batı destekli plan ve projelerle engellenmiş ve gerektiği zaman da sistemin rahatlaması için yapılan darbeler ya planlanmış veya desteklenmiştir. Diğer pek çok Ortadoğu ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de ordu personellerinin pek çoğunun ABD ve Batı’da eğitim aldığı, bir takım askeri değişim programları yoluyla subayların devşirildiği bilinmektedir. ABD’nin Ortadoğu’daki ordular ürerindeki etkinliği ile ilgili en net örneklerden biri Mısır ordusudur. ABD on yıllar boyunca Mısır ordusuna İsrail ile düşmanlık ilişkisi kurmasın diye yıllık olarak 3 milyar dolar destek vermektedir. Mısır ordusunun önemli subay ve generalleri ABD’nin Fort Hood Askeri Üssü’nde eğitim almaktadırlar. Buralarda eğitim alan subaylar kadınlarla ilişkileri ve içki içip içmemeleri durumuna göre fişlenmekte ve dindar olanlar orduda terfi ettirilmemektedir. Benzer uygulamalar Ürdün başta olmak üzere pek çok ülke için geçerlidir.

ABD’nin tarih boyunca darbelerle de darbecilerle de sorunu olmadığı, savunduğunu iddia ettiği demokratik sloganlara gerektiği zaman ihanet ettiğinin en net kanıtlarından birisi de Mursi iktidarının devrilmesinin hemen ardından Sisi Cuntasıyla işbirliği yapmakta bir sorun görmemesidir.

ABD’nin üçüncü dünya ülkelerinde gerçekleşen askeri ya da sivil darbelerdeki etkinliğini merak edenler için John Perkins tarafından kaleme alınan “Bir Ekonomi Tetikçisinin İtirafları” isimli kitabı incelemeyi tüm okurlara öneririm. ABD’nin Panama üzerinde oynadığı oyunları ele alan kitap oldukça ufuk açıcıdır. Gerçi yanı başımızda Suriye’deki gelişmeler, Mısır’da şahid olduğumuz darbe, Arap Baharı süreci ve Türkiye’de özellikle de AK Parti’nin ABD ile ayrıştığı 2009 yılından bu yana gerçekleşen olaylar Türkiye halkına emperyalistlerin ne denli hilekâr ve ikiyüzlü olduğunu zaten gayet net ve pek çok kitabın öğretemeyeceği derecede öğretmiştir.

15 Ağustos, 2016 Abdulkadir Şen

Etiketler: 15temmuz, darbe, ordu, asker, fetö
  • CUM'A HUTBESİ:
    Her Cum'a
    Saat: 13:15
    Yer: Nakil Kürsüsü
    » Devamı