Cihada ve Cihad Cephelerine Karşı Önyargılar

Cihada ve Cihad Cephelerine Karşı Önyargılar

“Kim cihad etmeden ve cihada niyet de etmeden ölürse, nifaktan bir şube üzerine ölmüş olur” [1]

Ilımlı İslam projelerinden belki de en çok nasibini alan ülke Türkiye oldu. Türkiye’de demokratikleşen bildik kesimlerin yanı sıra, Muhammedi yaşayışı örnek alan ve onun metodunu uygulayan davet ekollerinin de cihad kültürünü yavaş yavaş hayatlarından çıkardıklarını üzülerek gözlemliyorum. İnsanlarımız artık, sıcak çatışmaların yaşandığı cihad cephelerinde neler olup bittiğine dair, merak edip araştırma zahmetinde bile değiller. Hâl böyle olunca mücahidler dualarda bile yer almıyor. Maalesef ülkemizde cihad ve şehadet, marşlar ve ezgilerle kalpleri coşturan bir modadan başka bir anlama sahip değil artık. Marşlar, ezgiler genç gönüllerde yapması gerekeni yapıyor ama şehadet özlemiyle yanıp tutuşan kalbin üstüne su serpen, kanaat önderleri, ağabeyler, anne babalar hiç eksik olmuyor. Özellikle aileler iş Allah (azze ve celle) yolunda savaşma isteğine gelince bin bir türlü bahane arayışına giriyorlar. Bunun başlıca sebepleri arasında, cihad cepheleriyle ilgili oluşturulan çeşitli manipülasyonlar yer alıyor. Ben bu yazıda cihadın önemini anlatmayacağım, cihadın İslam’da yeriyle ilgili hiçbir Müslümanın kafasında bir şüphe olduğunu zannetmiyorum. Bize cihadı unutturan fitnelerden, Müslümanların cihad cepheleriyle ilgili kafalarındaki şüphelerden ve Allah (azze ve celle)’nin rızası için sefere çıkmaya niyetlenenleri vazgeçirmek için ortaya atılan söylemlerden birkaçına değinmeye çalışacağım inşaAllah.

1- Şimdi Cihad Zamanı Değil

Bu söylem çoktan demokratikleşen kesimlerin söylemlerine benzemekle beraber maalesef şimdiler de daha bilinçli Müslümanlar tarafından da kullanılmakta. Söyleyenler ne amaçla söylerlerse söylesinler, bu söylemin alt metninde milliyetçi bir tavır vardır. Söylem sahibi kendi toprakları için kıtal (vuruşma, savaş) anlamındaki cihad zamanı olmadığını söylediğini düşünmektedir. Az biraz düşünmeyle bu bakış açısının ümmet bilinciyle çeliştiği gözükebilir. Daha baştan ümmet olamadığını göstermiştir bu lafların ardına gizlenenler. Tüm yeryüzü bizimken ve kazanılmış İslam topraklarının tamamı işgal altındayken, kadınlarımıza tecavüz edilip kundaktaki yavrularımız katledilirken, ümmetin hayırlı evlatları Allah (azze ve celle)’nin düşmanlarının ellerinde, soğuk zindanlarda ciğerleri üşüyerek ağlarken mi? Şimdi mi cihad zamanı değil?(!) Sizin cesaretiniz olmayabilir ama biraz vicdanınız varsa bu yola sevdalanmış olanları engellemek için çabalamayın.

“Allah, içinizden (savaştan) alıkoyanları ve kardeşlerine, “Bize katılın” diyenleri gerçekten biliyor. Zaten bunların sadece pek azı savaşa gelir. (Gelseler de) size karşı cimrilik ederek gelirler.” [2]

2- Nereye Gideceksin, Kimin Kiminle Savaştığı Belli Değil?

Benim gözlemlerime göre cihadı hayatımızdan silen piyasadaki en etkin şüphe tohumu bu söylem. “Nereye gideceksin, kimin kiminle savaştığı belli değil?” Bu cümlenin ardından gelen pekiştirici ifadeler de genellikle “şimdi gideceksin öleceksin, sanacaksın ki şehid olacaksın, oysaki laik bir orduda ölen askerlere söylenen şehidlikten farksız bir dava uğruna ölmüş gitmişsin.”

Oh ne güzel, sırf bencilce evladını kendine saklayan aile ya da cemaat önderi için, cihad ehli bir gruba iftira atmak ne kadar kolay değil mi? Bugün İslam coğrafyalarının tamamı kan ağlıyor ve Allah (azze ve celle)’nin yardımıyla fitnenin olmadığı, düşmanın belli olduğu onlarca cephe mevcut. Somali, Afganistan, Irak, Filistin, Kafkasya, Yemen, Pakistan, Moro, Patani ve daha birçok cephede mücahidler, Haçlı-Siyonist ittifakına ve işbirlikçilerine karşı şerefli bir mücadele veriyorlar. Tevhid bayrağını yüceltmek için savaşan kardeşlerimize iftira atmak öyle kolay olmamalı. Kolay olmamalı çünkü cihad meydanında münafık, facir, kötü niyetli ve sevaptan nasipsiz kesimler bulunması bile cihaddan geri durmak için bahane olmaz olamaz. Bütün bu kesimler Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında da olmuştur. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında ordunun saflarında bu kesimler bulunduğu hâlde cihad yapılmıştır.

“Hele korku gelip çattı mı, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş gibi gözleri dönerek sana baktıklarını görürsün. Korku gidince ise, mala düşkünlük göstererek sizi sivri dilleri ile incitirler. Onlar iman etmiş değillerdir; bunun için Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu, Allah’a göre kolaydır.” [3]

Bu ayet, Hendek Savaşı’ndan bir tablo çizmektedir. Müslümanlarla aynı safta görülen münafıklar, savaşmak yerine kaçmanın yollarını aramaktadırlar.

“Onlardan öylesi de var ki, ‘Bana izin ver, beni fitneye düşürme’ der. Bilesiniz ki onlar zaten fitneye düşmüşlerdir.” [4]

Bütün fitneleri yok eden cihad, nasıl fitne olabilir ki?

“Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın.” [5]

Bu mazaretle ilgili ibn-i Teymiye (rahimehullah)’ın sözlerini aktarmak konunun daha net anlaşılmasını sağlayacaktır inşaAllah.

“Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in ilkelerinden biri, iyi ve kötü her komutan ve emir ile beraber savaşmaktır. Şüphesiz Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in bildirdiği gibi, Allah-u Teâlâ bu dini facir bir adamla ve nasipleri olmayan topluluklarla da destekler. Çünkü facir komutanlar veya facir askerlerle beraber savaşmak uygun görülmezse, mutlaka şu iki durumdan biri meydana gelir: Ya onlarla beraber savaş yapılmaz ki bu durumda din ve dünya konusunda onlardan daha zararlı olan düşman ülkeyi istila eder. Ya da facir olan komutan ile beraber savaşılır ve en kötüleri olan düşman defedilerek İslam ahkâmının tamamı uygulanmasa bile, uygulanabilenler yerine getirilir. Bu ve benzeri bütün durumlarda vacip olan budur. Hatta Raşid Halifeler devrinden sonra meydana gelen savaşların çoğu bu şekilde yapılmıştır.” [6]

3- Peki Tamam Gittin, Adamlara Ayak Bağı Olmaktan Başka Neye Yarayacaksın?

Bu iki aşamayı atlatan şehadet sevdalısına yeni bombardımanlar hemen hazırdır. “Sen ne anlarsın savaşmaktan” laflarından, “yokluk içindeki mücahidler bir de seni mi beslesin” laflarına kadar, çeşitli caydırma cümleleri ardı ardına sıralanmaya başlanır. Kimse annesinden savaşçı olarak doğmamıştır. Gitmeye niyetlenen kişi zaten bedenen kendini hazırlamış, dayanıklılığını artırmıştır. Ayrıca rızkı veren de Allah (azze ve celle)’dir ve böyle yüce bir amaç için çıkılan yolda rahmetini, bereketini ve yardımını esirgemeyecektir.

“Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.” [7]

Bu sözleri sıralayanlar birazcık düşünseler, caydırmaya çalıştıkları şeyin Allah (azze ve celle)’nin bir emri olduğunu hatırlayacaklardır, ama nedense her konuda dillerinden düşmeyen söylemler, bu konuda sanki başka bir inancın sözcüsüymüşçesine unutulur ve cihada teşvik etmeleri gerekirken Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ümmetine yakışmayan eylemlerde ısrar ederler.

“Mü’minleri savaşa teşvik et.” [8]

“Ey iman edenler! Kâfirlerden yakınınızda olanlara karşı savaşın ve onlar sizde bir sertlik bulsunlar.” [9]

“Her ümmetin ruhbanlığı vardır, bu ümmetin ruhbanlığı ise cihaddır.” [10]

“Kıyametin kopmasına yakın bir zamanda kılıçla gönderildim. Ta ki sadece Allah’a ibadet edilsin ve O’na ortak koşulmasın.” [11]

4- Mücahidlerin Adamdan Çok Paraya İhtiyacı Var, Sen de Malınla Cihad Et!

Allah (azze ve celle) katında en değerli amel olduğu âlimlerin ittifakıyla kabul edilen cihadın önündeki en büyük fitnelerden biri de bu söylemdir. Evet, mücahidlerin durumu değerlendirildiğinde maddi yardıma ihtiyaç daha çoktur. Evet, cihad yalnızca cephede olmaz, malınla, canınla, dilinle cihad edebilirsin. Yaşantında Emr-i bi'l ma'rûf ve nehy-i anil münkeri uygulayarak da cihad edebilirsin, ama bu ameller kıtal anlamındaki cihadın gerekliliği ve önemini eksiltmez bilakis artırır. Bilinmelidir ki adam ihtiyacından çok maddi yardıma ihtiyaç duyulan cepheler olduğu gibi, bir avuç olmaktan dolayı operasyon yapılamayan cepheler de mevcuttur.

Malınla cihad et! Çok büyük servetler kazan maddi olarak destekle! Bunlar çıkış noktası olarak güzel teşvikler, kulağa da pek hoş geliyorlar ama bizim kültürümüzle çok uyuşmayan bir noktaya varmaktalar. Bu söylemlerin bir sonraki aşaması tüccarın, sanayicinin, bilmem ne zengininin savaşmaktan geri durmasını öğütler. Gerek Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in hayatında gerekse sahabenin hayatında konuyla ilgili güzel örnekler bulunmakta. Dönemin en zengin tüccarlarından Ebu Bekir ve Osman (radiyallahu anhuma) kaç savaştan geri kalmıştır? Onlar “ya Rasûlullah ben malımla cihad ediyorum savaştan geri durayım” demişler midir? Ayrıca İslami literatürde rızkın en yücesi Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kazancı, yani ganimetler olarak tanımlanmaktadır.

“Rızkım mızrağımın gölgesi altında kılındı. Zillet ve aşağılık ise emrime karşı gelene geldi.”[12]

Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Ensar’dan birilerinin kapısında bir saban demiri görmüş ve şöyle buyurmuştur:

“Bu hiçbir eve girmemiştir ki o eve zillet girmiş olmasın.”[13]

Ömer (radiyallahu anhu)’ya mücahidlerin Filistin’i fethettikleri, özellikle Hule ovasını alıp oraya Şam’ın esmer buğdayını ektikleri haberi ulaştığında, bir kişi gönderip o buğdayları yaktırmış ondan sonra da kendilerine şu sözleri içeren mektubunu göndermiştir: “Yemin olsun ki eğer cihadı bırakır ziraatla uğraşırsanız size cizye vururum ve Ehl-i Kitap muamelesi yaparım. Sizin azıklarınız düşmanlarınızın ağzından aldığınız yiyeceklerdir.” Yine Ömer (radiyallahu anhu)’nun komutanlarından biri olan Anbese bin el-Esved el-Ansi’nin çalışıp bir bahçe veya çiftlik yaptığı haberi ulaşınca (ki bu zat Humus kentinin emiriydi) ona; “Sen kâfirlerin boynunda bulunan zillet ve aşağılığı alıp kendi boynuna taktın öyle mi!” diye mektup yazmıştır.

İnsanları cihaddan alıkoyan her şey bir zillettir ve helak olma sebebidir.

İ’yne ile alışveriş yaptığınız, öküzlerin peşine takılıp çiftçilikle yetindiğiniz ve cihadı terk ettiğiniz zaman Allah size bir zillet verir ve yeniden dininize dönmedikçe sizden onu gidermez.” [14]

5- Düşman Güçlü, Biz Zayıfız

Bu ifadeyi “düşman güçlü biz zayıfız, daha fazla yiyip göbeğimizi büyütmeliyiz” cümlesinin kısaltılmışı olarak görerek, bu söyleme başka bir değer biçilmemesi gerektiğini düşünüyorum.

“Ey Peygamber! Mü’minleri savaşa teşvik et. Eğer içinizde sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) yüz kişi bulunursa, inkâr edenlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir kavimdir.” [15]

“Evet, siz sabır gösterir ve Allah’tan sakınırsanız, onlar (düşmanlarınız) hemen şu anda üzerinize gelseler, Rabbiniz, nişanlı beş bin melekle sizi takviye eder.” [16]

Bu söylemler Allah’ın sabır göstermemiz karşılığında bize müjdelediği yardımı ve zaferi inkâr etmek değil midir? Biz zayıfız diyenler, düşmanlarımızın gücü, orduları, süpersonik füzeleriyle meşgul olacaklarına, öncelikle Allah (azze ve celle)’nin kudreti, azameti ve ordularının kuvvetine ve Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in müjdelediği haberlere tam olarak iman etmelidirler.

6- Önce Burayı Bitir Hele (Tebliğ Görevini) Sonra Cihad Edersin

Bu tabir cihad etmeye niyetli gencimiz için son vazgeçirme çabalarındandır. Önce akrabana davet et sonra… önce kendini tam anlamıyla düzelt sonra… önce cemaatini güçlendir adam kazan sonra... Bunlar yanlış sözler değil ama söz konusu çaba için sarf edildiğinde “cihad amellerin zirvesiyken” şeytanın altıncı fitnesi gözümde canlanıyor.

Başka ibadet ve itaatlerle meşgul olmayı gerekçe göstererek hiçbir Müslüman cihaddan ve askeri eğitimden geri kalma hakkına sahip değildir. Çünkü böyle bir şey, İblisin saptırması ve yanıltması olur. İbnu’l-Kayyim (rahimehullah)’ın belirttiği gibi; “şeytanın, kulun yoluna çıkaracağı engellerden altıncısı budur. Birinci engel, şeytanın kişiyi küfre düşürme çabasıdır. İkincisi, bid’atlere düşürme çabasıdır. Üçüncüsü, büyük günahları işletme çabasıdır. Dördüncüsü, küçük günahları işletme çabasıdır. Beşincisi, itaatler yerine mubah şeylerle meşgul etmesidir.” İbnu’l-Kayyim (rahimehullah) şöyle devam eder: “Altıncı engel, kişinin itaat cinsinden olan ameller içerisinden ikinci dereceden öneme sahip bir ameli birinci dereceden öneme sahip başka bir amele tercih etmesidir. Şeytan en üstün ve en yararlı işler yerine bunlarla meşgul etmek için onları kul için süsler, içerdiği üstünlük ve yararları öne çıkararak sevdirir. Çünkü sevabın aslını kaybettirmeyi başaramayınca, en üstün ve en mükemmel olanı kaybettirmeye, en üstün derecelerden yoksun bırakmaya çalışır. En üstün ve en iyi yerine, Allah (azze ve celle)’nin en çok sevdiği ve razı olduğu şeyler yerine, üstün ve iyi olanla meşgul eder. Başka bir hadiste “Cihad amellerin zirvesidir” denir. Bu engeli ancak basiret sahipleri, başarı yolunda ilerleyen doğru âlimler aşabilirler. Bunlar amellere gerçek değerlerini veren ve her hak sahibine hakkını veren kişilerdir.”[17]

Burada ortalıkta dolaşan ve etkisi büyük olan söylemleri anmaya çalıştım sadece. Müslümanların dillerinde burada anmadığım daha bir çok şüphe ve manipülasyon bulunmakta ve bunlara itibar edilmekte. Cihadı hayatımızdan silmek amacına hizmet eden bu söylemlerin etkili olmasının sebebi, içerik olarak hepsinin de dinimiz için önemli meseleler olmasıdır. Burada, öne sürülen diğer ameller ve eylemleri önemsiz olarak nitelemeye çalışmıyoruz. Cihada toplu bir şekilde çıkılmamasıyla ilgili uyarıları ve bu konudaki Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sünnetini yok saymıyoruz. Sadece şunu hatırlatıyoruz; Biz evlatlarımızla, malımızla, canımızla, dilimizle cihadı desteklemezsek, fasıklar topluluğundan farkımız kalır mı?

“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesata uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, Rasûlünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.” [18]

“Muhammed’in nefsini elinde tutan Allah adına yemin ederek söylüyorum ki, Allah yolunda savaşıp öldükten sonra dirilerek bir daha savaşıp ölmeyi ve yeniden dirildikten sonra bir kere daha savaşıp ölmeyi isterdim.” [19]

Allah (azze ve celle) yolunda savaşıp şehid olma arzusunu bu şekilde dile getiren bir Peygamberin takipçileri, bu arzuyu taşıyan samimi mü’minleri vazgeçirme çabasında olmamalıdırlar.

 

[1] Mesâbîhü’s-Sünne

[2] Ahzâb Sûresi 18

[3] Ahzâb Sûresi 19

[4] Tevbe Sûresi 49

[5] Enfâl Sûresi 39

[6] İbn-i Teymiye, Mecmuu’l-Fetava, 28/506-507

[7] Muhammed Sûresi 7

[8] Enfâl Sûresi 65

[9] Tevbe Sûresi 123

[10] Mecamu’z-Zevaid, 5/278

[11] İmam Ahmed

[12] Müsned İbn-i Hanbel, c:2, s:50-92; Buhari, c:3, s:1067

[13] Buhari, Hars 2

[14] Ebu Davud Buyu' 56, (3462)

[15] Enfâl Sûresi 65

[16] Âl-i İmrân Sûresi 125

[17] El-Umde Fî İ’dadi’l-Udde S.20, Abdulkadir Bin Abdulaziz

[18] Tevbe Sûresi 24

[19] Buhari, Müslim, İmam Malik

6 Eylül, 2016 Selman Gaffaroğlu