Kim Cemaat'tir

Kim Cemaat'tir

Lügatte cemaat lafzı جمعٌ dan türemiş ve herhangi bir mesele hakkında toplanıp, bir araya gelen topluluk manasındadır. Veya tefrikanın zıddı olan اجتماعٌ dan türemiştir. Veyahut اجماعٌ den türemiştir. Bu halde cemaat ittifak etmiş topluluk manasına gelir.

Şeriatta manasına gelince:

Ebu İshak Eş-Şatibi (rahimehullah) naslarda var olan cemaat kavramına İslam uleması beş mana verdiğini söyler:

Bir: Cemaat, Müslümanlardan oluşan en büyük topluluktur. Bu Ebu Mesud el-Ensari ve ibni Mesud (radıyallahu anhu)’dan nakledilen görüştür.

İki: Cemaat, müçtehid ve âlimlerin önde gelenlerinin oluşturduğu topluluktur. Bu Abdullah bin Mubarek ve İshak bin Rahaveyh’in görüşüdür.

Üç: Cemaat özellikle Sahabe-i Kiramdır. Bu Ömer bin Abdilaziz’in görüşüdür.

Dört: Cemaat, İslam ehlinin cemaatidir. İmam eş-Şafii (rahimehullah) şöyle der: "Cemaati oluşturan Müslümanlar Allah’ın kita­bının, sünnetin ve kıyasın manasında gaflete düşmezler. Gaflet, ancak fırkalaşmaktadır."

Beş: Cemaat, Müslümanların bir emir etrafında birleşerek meydana getirdikleri cemaattir. İmam ibni Cerir et-Taberi (rahimehullah) şöyle der: "Bir emirin başa geçmesine görüş birliği ile cemaat karar verdiği zaman, bu cemaatten ayrılan kimse cahiliye ölümü üzere ölür. İşte bu cemaat, Ebu Mesud el-Ensari’nin ifade ettiği cemaattir. Onlar insanların çoğunluğu, ilim ve din ehli olanların hepsidir. Bunlar en büyük topluluktur. Ömer bin Hattab (radıyallahu anhu) bunu açıklamıştır. Amr bin Meymun el-Evdi’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ömer (radıyallahu anhu) (öldürülmek üzere) yaralandığında Suheyb’e şöyle dedi: "İnsanlara namazı sen kıldır. Osman, Ali, Talha, Zubeyr, Sa’d ve Abdurrahman yanıma gelsinler. Oğlum ibni Ömer evin bir kenarında dursun. Onun bu işte yeri yoktur. Ey Suheyb! Onların başına kılıçla dikil. Eğer bu altı kişiden beşi (tayin edilen halifeye) biat eder, birisi dönerse, onun başını vur! Dördü biat eder, ikisi dönerse onların da başlarını vur! Ta ki tek kişi üzerinde güvenilir bir şekilde birleşsinler."

İmam Et-Taberi (rahimehullah) devamla şöyle der: "Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in ayrılmamayı emrettiği ve onun dışında tek olarak kalanı "ayrılmış" olarak ifade ettiği cemaat, Ömer (radıyallahu anhu)’nun halifeyi seçmek üzere bir araya getirdiği cemaatin bir benzeridir. Ömer (radıyallahu anhu), belirlediği cemaatten bir veya ikisinin, topluluğa aykırı davranması halinde boyunlarının vurulmasını emretmiştir. Bu topluluğun sayıca çoğunluğu biat etmek üzere birleşmiş olanlardır. Azınlıkta kalanlar ise ayrılmış olanlardır." (El-İ’tisam, 260-265)

Sonra Eş-Şatibi (rahimehullah) şöyle der: "Sözün hulâsası şudur: Cemaat, Kitab ve Sünnete uygun davranan imam etrafında toplanmak anlamı çerçevesinde döner durur. Bu ise açıkça şunu göstermektedir ki, sünnet olmayan bir husus üzerinde toplanmak söz konusu hadislerde zikredilen cemaat anlamının dışına çıkmaktadır. Haricilerle onların durumunda olanlar gibi.” (El-İ’tisam, 265)

Şeri’ naslar ve ulemanın sözlerinde cemaat şeri’ bir kavram olarak birbirine yakın manalar içermektedir. Bununla beraber hepsi şeri’ cemaati şu şekilde sınırlıyorlar: Cemaat Ehl-i Sünnet, sünnete tabi olanlar, Hak ehli ve kurtuluşa eren fırkadır. Bunlar da sahabe (radıyallahu anhum) ile onlara güzellikle uyan hidayet imamları, dinde fıkıh ve ilim ehli ile kıyamet gününe kadar mü’minlerden onlara uyup, yollarını izleyen kimselerdir. Cemaat, Sünnet etrafında toplanan, hakkın etrafında ve imamların etrafında toplanan kimselerdir. İşte bunun için “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat” olarak isimlendirilmişlerdir.

Bunun için Şari’ herhangi bir din veya dünya işini sünnet üzere yerine getirmek için bir araya gelen insanlara cemaat adını vermiştir. Mesela Ömer (radıyallahu anhu)’nun Rasûlallah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den işittiği şu sözde olduğu gibi:

كلوا جميعا ، ولا تفرقوا ، فإن البركة مع الجماعة

“Yemeği hep birlikte yiyiniz ve dağılmayınız. Çünkü şüphesiz ki bereket cemaat ile birliktedir.” (Sunenu-ibni Mace, 3287.hadis. El-Albani "hasen’dir" der.)

Veya İbni Ömer (radıyallahu anhuma)’nın naklettiği şu hadiste olduğu gibi:

صلاة الجماعة أفضل من صلاة الفذ بسبع وعشرين درجة

“Cemaat ile kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi derece daha faziletlidir.” (Sahihu-Muslim, 1509. Hadis)

Bu gösteriyor ki salih bir amel (bir amelin salih olması için şirkten âri ve sünnete uygun olması şarttır.) işlemek üzere bir araya gelen Müslümanlar cemaat olmuş olurlar. Buna şu zamanda dünyanın her tarafına yayılmış olan islam cemaatleri de dâhildir. İkamesi için bir araya geldikleri ameli nebevi sünnet üzere yerine getirmek için bir araya gelmişlerse meşru cemaat olmuş olurlar. Şeran cemaate taalluk eden hükümler bu cemaat için cari olur.

Şu halde bidat ve heva ehli olanlar cemaatten değiller. Veya bidat bir amel işlemek üzere bir araya gelenler veya aslen salih bir ameli sünnet dışı işlemek üzere toplananlar de cemaat olmazlar. Zira Rasûlallah (sallallahu aleyhi ve sellem) meşhur fırka hadisinde cennete gidecek olan tek kurtulmuş fırka için "o cemaattir, cemaattir" der. (Musnedu-Ahmed, 12501.hadis. Şuayb el-Arnavuti ve el-Albani "şahitlerle hasen, sahihtir" derler.) O cemaatin de özelliklerini anlatırken şöyle der: "Benim ve ashabımın bulundukları üzeri olanlar" (Sunenu’t-Tirmizi, 2853.hadis. Et-Tirmizi "hadis mufesser, hasen, gariptir" der. El-Albani "hasen’dir” der.) Bu bidat ve heva fırkalarını şeri’ cemaatten ihraç eder.

Bunun gibi, meşru imamdan ve cemaatten ayrılanlar da cemaat kavramına dâhil olmazlar. Nebevi Sünnetin iktiza ettiği yolu izlemeyen, ilim ehline uymayan, şer’i manasıyla var olan cemaatin istikametine boyun eğmeyenler de cemaat kavramının dışında kalırlar. Böyleleri Müslüman cemaatten sayılmazlar, aksine bunlar fırkalaşmış, uzaklaşmış ve helâk olma yoluna girmiş olanlardır.

Cemaatleşmek caiz midir?

Yukarıda geçtiği gibi, salih bir ameli işlemek için bir araya gelmek Şari’ tarafından cemaat olarak isimlendirilmiştir. Bu, bu manada bir cemaati oluşturmanın caiz olduğunu gösterir. Bu durum, oluşturulmuş olan söz konusu küçük cemaatin (salih bir ameli beraber işlemek üzere toplanan Müslümanlar), Müslümanların sünnet üzere olan imamın etrafında toplanan büyük cemaatin dışında olmalarını gerektirmez. Bilakis bu hal sünnete muhalif olup, şeri’ cemaat kavramına ters düşer. Bu naslarda tefrika olarak isimlendirilen durumdur. Bu hal haram olmakla beraber ayrılan fırkanın tekrar İslam cemaatine dâhil oluncaya kadar savaşmayı da caiz kılar. Müslümanların dine hizmet etmek için cemaatleşmeleri, cemaatlerin adedi çoğalması, büyük cemaatin bir parçası olma şartıyla caizdir. Bu beraberlik en azından fikri ve hareki olma zorundadır.

Güç ye yönetim şartı taşımayan salih ameller için cemaatleşme meselesini bu şekilde ele alabiliriz, lakin güce ve yönetime bağlı olan amellerin bağımsız çoğalmasına cevaz verilmemiştir. Cihad ameli gibi. Muhakkak cihad için güç ve nizam şarttır. Bunu sağlayan da birliktir. Bağımsız cemaatleşme birliği bozup, hem gücün bölünmesine, dolayısıyla kaybına, hem de nizamsızlığa sebep olacaktır. Bu ise hem manen hem de madden ilahi nusrete mani olacaktır. Şüphesiz bu en büyük zarardır. Bunun için ulema cihad amelinde bağımsız cemaatleşmeye cevaz vermemiştir. Bağımsız cemaatleşmeden kast ettiğim, büyük cemaatten bağımsız, munferid cemaat oluşturmaktır. Bilakis bu tefrikadır. Pekâlâ, büyük cemaat kimdir? Biraz önce ulemanın cemaat kavramına "en büyük topluluk" manasını verdikleri geçmişti. İşte bu büyük cemaattir. Hilafetin kaim olduğu zamanda büyük cemaat meşru imamın etrafında toplanan İslam ehlidir. Hilafetin kaim olmadığı zamanlarda büyük cemaat, rabbani ulemanın ve ümmetin önde gelenleri dâhil oldukları, İslam ehlinin birleştiği ve hilafetin ikamesi için cihad eden topluluktur. Küçük cemaatler muhakkak büyük cemaatle beraberlik içinde olma durumundadır. Bu beraberlik tanzimi değil, sadece siyasi ve hareki de olsa. Zira büyük cemaat meşruiyetini İslam ehlinin, bunlar arasında özellikle rabbani ulemanın ve İslam önderlerin toplanmasından alan cemaattir. Bunun için bölgesel küçük cemaatler büyük cemaate bağlanmalı, büyük cemaat yoksa sahada öncü olan cemaate tabi olarak büyük cemaati oluşturmalılar.

Cemaatin hedefi nedir?

Yukarıda geçtiği gibi, şeri’ cemaat, sünnet üzere olan, hakkın etrafında ve sünnet üzere olan imamların etrafında toplanan kimselerdir. Şu halde cemaatin hedefi muhakkak toplanmalarına sebep teşkil eden ameli nebevi menheç üzere eda etmesidir. Bunun için işlerinde nebevi menheçten ayrılanları Ehl’i Sünnet uleması fırkalar olarak addetmişlerdir, yani nebevi yoldan sapmış, ayrılmış olanlar olarak addetmişlerdir.

Her müslüman cemaatin hedefi ikamesi için toplandıkları ameli nebevi menheç üzere eda etmesi olmalı. Nebevi menheç en basit ifadeyle Kuran ve Sünneti sahabenin fehmiyle yaşamaktır. Bunun için şunu açık ve net söylüyoruz: Bu gayeyi, yani Kuran ve Sünneti sahabenin fehmiyle yaşamayı taşımayan her topluluk meşru, yani şeri’ ahkâmın terettüp ettiği şeri’ bir cemaat değildir. Bu hal üzere olan topluluklar cemaat değil fırkadır. Bu fırkalarla beraberlik ve bağlılık daha evvel bahsi geçtiği gibi istikametten sapmak ve helake doğru gitmektir.

Allah’a hamd ve Rasûlü Muhammed’e salât ve selam olsun. Davamızın sonu âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd etmektir.

25 Haziran, 2014 Tarık Ebu Abdullah

Etiketler: hizip, hangi cemaat