Huruc

Huruc

İslam’da yönetime karşı hurucun hangi durumlarda caiz olduğu hususu çok konuşulan, çok karıştırılan ve çokça telbis yapılan muhim muasır mevzulardandır. Evvela şunu açık ifade etmek lazım ki, hali hazırda İslam toprakları üzerinde mevcut tüm idareler irtikâp ettikleri çeşitli küfürler sebebiyle İslam dışı ve kıyamın vacip olduğu yönetimlerdir. Özellikle bazı devlet yanlısı İslamist ve telefi çevreler bu hususta çok toz toprak kaldırarak Müslümanların sahih nazarını bozmak istiyorlar. Bu çabalarının üzerine su dökmek için bu mevzuyu biraz açmak doğru olacaktır.

İtaatin vacip olduğu ve kıyamın caiz olmadığı emirin nebevi tarifi:

Birinci hadis:

İmam Muslim (rahimehullah)’ın Sahih’inde Yahya bin Husayn yoluyla tahriç ettiği hadiste ninesi Ummu’l-Husayn şöyle diyor: “Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in veda haccında şöyle hutbe okuduğunu işittim: “Üzerinize emir tayin edilen köle de olsa Allah’ın Kitabıyla sizi yönetiyorsa onu işitin ve itaat edin.”

İmam et-Taberani (rahimehullah) Mucemu’l-Kebir’inde aynı hadisi şu lafızla tahriç etmiştir: “İşitin ve itaat edin! Üzerinize emir olarak tayin edilen sizi Allah’ın Kitabıyla yöneten bir köle de olsa.”

İmam Ahmed (rahimehullah) Musned’inde hadisi şu lafızla tahriç ediyor: “Ey insanlar Allah’tan korkun ve işitin ve itaat edin! Üzerinize emir olarak tayin edilen Habeşi ve muceddeun (burnu, kulakları veya dudakları kesilmiş olandır ve çoğunlukla burnu kesilmiş olan için kullanır) olan bir köle de olsa. Aranızda Allah (azze ve celle)’nin Kitab’ını kaim kıldığı sürece ona (işitin ve itaat edin)!”

İkinci hadis:

İmam et-Taberani Mucemu’l-Kebir’inde Ukbe bin Amir (radiyallahu anhu) yoluyla tahriç ettiği hadiste Rasûlallah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: “Sizin için en hayırlı ve en şerli yöneticilerinizi haber vereyim mi? Dediler ki: “Tabii ki evet, ey Allah’ın Rasûlü” Dedi ki: “Sizin için en hayırlıları sizin onu sevdiğiniz ve onunda sizi sevdiğidir, sizin onun için Allah’a dua ettiğiniz ve onun da sizin için Allah’a dua ettiğidir. Sizin için en şerli olanlar ise sizin ona buğz ettiğiniz ve onun da size buğz ettiğidir, ona beddua ettiğiniz ve onun da size beddua ettiğidir” dediler ki: “Bunlara karşı savaşmayacak mıyız, ey Allah’ın Rasûlü?” dedi ki: “Hayır! Oruç tuttukları ve namaz kıldıkları sürece onları bırakın!”

Üçüncü hadis:

İmam Buhari (rahimehullah)’ın Sahih’inde Ubade bin Samit (radiyallahu anhu) yoluyla tahriç ettiği hadiste şöyle diyor: “Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) bizi çağırdı ve biz de kendisine beyat ettik. Biz­den aldığı sözde şunlar vardı: İyi günümüzde ve kötü günümüzde, zorlukta ve kolaylıkta işitip itaat etmek üzere beyat ettik. Ve emirlerimize itaat etmek ve onlara karşı gelmemek üzere bey'at ettik. Ancak emirin açık bir küfrünü görürseniz, onun küfrü hakkında yanınızda Allah'ın Kitabı'ndan bir burhan olması hâli müstesnadır."

İmam İbnu Hibban (rahimehullah)’ın rivayet ettiği yolda Rasûlallah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: ““Ey Ubade!” Dedi ki: “Buyur. Emrine amadeyim.” Buyurdu ki: “Kolaylıkta, zorlukta, kötü günlerinde ve başkaları sana tercih edildiğinde, malını yeseler de ve sırtını dövseler de, sen yine de işitip ve itaat et. Ancak Allah’a karşı bevah (umumen yayılmış) masiyet olma hali müstesnadır.”

İmam Ahmed (rahimehullah)’ın rivayetinde şöyle buyuruyor: “Sana bevah (açık ve yaygın hale gelmiş) bir günah emretmedikleri sürece… işit ve itaat et!”

Dördüncü hadis:

İmam Muslim (rahimehullah)’ın Sahih’inde İbnu Ömer (radiyallahu anhuma) yoluyla tahriç ettiği hadiste Rasûlallah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: “Müslüman kişiye düşen hoşlandığı ve hoşlanmadığı şeylerde işitip itaat etmesidir. Bir masiyet ile emrolunması hali müstesna. Muhakkak ki masiyet ile emrolunduğunda işitmek de yoktur, itaat etmekte yoktur.”

Hadislerde görüldüğü gibi emire itaat emri ve kıyam nehyi mutlak değildir. Bilakis kayıtlarla takyit edilmiştir. Emire itaat emri mutlak gelen bütün nasslar bu nasslarda varit olan kayıtlarla takyit edilmesi gerekir. Zira mutlak mukayyede hamledilir.

Bu kayıtları şöyle toparlayabiliriz:

1- İslam dairesinden çıkaracak söz, fiil veya itikat sahibi olmaması. (Ancak emirin açık bir küfrünü görürseniz)

2- Allah’ın Kitabıyla yönetmesi. Yani Kuran ve Sünnet ile hükmetmesi. (Allah’ın Kitabıyla sizi yönetiyorsa)

3- Dini kaim kılması. Dini şiarları muhafaza etmesi ve en üstün kılması. (Aranızda Allah (azze ve celle)’nin Kitabını kaim kıldığı sürece)

4- Namaz, oruç ve benzeri ibadetlerde daimi olması. (Oruç tuttukları ve namaz kıldıkları sürece onları bırakın)

5- Masiyet emretmemesi. (Muhakkak ki masiyet ile emrolunduğunda işitmek de yoktur, itaat etmekte yoktur)

6- Masiyetin zahir olmasına imkân vermemesi. (Ancak Allah’a karşı bevah (umumen yayılmış) masiyet olma hali müstesnadır) (Sana bevah (açık ve yaygın hale gelmiş) bir günah emretmedikleri sürece)

Bu kayıtlardan herhangi birini ihlal ettiği takdirde imama itaat emri düşer ve kıyam etmek caiz olur. Çünkü böyle davranarak imam İslam’a iltizam etmekten çıkmıştır ve itaat ve nusret hakkı sakıt olmuştur. Yukarıda zikri geçen kayıtlardan sadece üçüncü, dördüncü ve beşinci kayıtta aşağıda gelen tafsilata ihtiyaç vardır:

Bir: İmam dinin aslını koruduğu sürece ve dinin şiarlarını gücü nispetinde muhafaza ettiği durumda bidat sahibi olsa da itaatinden çıkılmaz. Ancak bidatı açık şirk veya küfür mertebesindeyse kıyam vacip olur. Açık olmayıp tevile kabil ise kudret ve racih maslahat halinde kıyam caiz olur. Açık olmayıp tevile kabil ise ve tebaayı sahip olduğu bidata davet ediyor veya icbar ediyorsa kudret halinde kıyam vacip olur.

İki: İmamın büyük veya küçük günahlar işlemesi halinde, bunları helal görmediği ve sadece şahsında sınırlı olup, tebaaya geçmediği sürece ona itaat emrini düşürmez. Lakin helal görürse küfründen ötürü imamlığı düşer ve kıyam etmek vacip olur. Helal görmemekle beraber halkı belirli masiyetlere teşvik eder veya işlemeyi kolaylaştırır veya cezalandırmayı kaldırırsa kudret halinde kıyam etmek vacip olur.

Üç: İmamın emrettiği masiyetler, münferit kaldığı sürece ve katiyet ile haram kılınmış olanlardan olmadığı sürece ve dinin aslını bozmadığı sürece umumi itaat emrini düşürmez. Lakin kişinin hususen emredilmiş olan masiyete itaat etmesi caiz değildir. Bilakis inkâr etmesi vaciptir ve muktedir ise ıslah etmesi gerekir.

Dört: İmamın zulüm etmesi halinde, zulmü sadece bazı muayyen şahıslara veya muayyen fırkalara yönelik ise ve tahammül edecek bir seviyede kalırsa, zulmünü inkâr ve kudret dâhilinde ıslah etmekle beraber, umumi itaatinden çıkmak caiz olmaz. Lakin zulmüne iştirak etmekte caiz olmaz. Bilakis kıtal dışında münasip yollarla zulmünü def etmek gerekir. Lakin zulmü haksız yere masum canların ve malların telef olmasını sağlıyorsa, zulmünü def etmek için gerekirse kıtal caiz olur.

Mevzuda böyle bir tafsilata gidilmesi zaruridir. Çünkü nebevi nasslarda imama itaat emri de varittir, kıyam etme de varittir. Nasslar arasında ceme gitmek hadis ehlinin menhecine göre mümkün olduğu kadar vaciptir. Zira cemi terk edip nassların kimisini alıp kimisini terk etmek, teşri kılınmış ahkâmın bazısının atıl kılınmasına sebep olur. Yukarıda imama itaat emri mutlak gelen hadisleri takyit eden rivayetler geçti. Bu rivayetleri daha da çok tefsir eden rivayetlerden bazıları da şunlardır:

İmam Muslim (rahimehullah)’ın Avf bin Malik el-Eşcai (radiyallahu anhu)’dan rivayet ettiği hadiste Rasûlallah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: “Dikkat edin! Bir kimseye biri vali olur da onu Allah'a masıyet olan bir şey yaparken görürse, yaptığı masiyeti kerih görsün! Ama itaatten çı­kmasın!”

İmam Buhari (rahimehullah)’ın İbnu Abbas (radiyallahu anhuma)’dan rivayet ettiği hadiste Rasûlallah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: “Kim emirinden hoşlanmadığı bir şey görürse sabretsin. Zira şüphe yok ki sultanın itaatinden bir karış çıkan cahiliye ölümü üzere ölmüştür.”

İmam Muslim (rahimehullah)’ın Huzeyfe bin Yemen (radiyallahu anhuma)’dan rivayet ettiği hadiste Rasûlallah (sallallahu aleyhi ve sellem) ona şöyle buyuruyor: “Emire işit ve itaat et! Sırtını da dövse ve malını da alsa… işit ve itaat et!”

Bu rivayetlerde imamın facir de olsa itaatinden çıkılmaması yönünde açık bir emir var. Bununla beraber İmam Muslim (rahimehullah)’ın İbnu Mesud (radiyallahu anhu)’dan rivayet ettiği hadiste Rasûlallah (sallallahu aleyhi ve sellem) facir imamlara karşı kıyamı iman ile nitelemiştir ve teşvik etmiştir: Rasûlallah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: “Benden önceki ümmetlere gönderilen her bir nebinin muhakkak ümmetinden havarileri ve sünnetine tâbi olan, emrine uyan ashabı olmuştur. Sonra onların ardından, yapmadıklarını söyleyen ve emrolunmadıkları şeyleri yapan bir takım kötü nesiller ortaya çıkmıştır. İşte kim bunlara karşı eliyle cihad ederse mumindir. Kim onlara karşı diliyle cihad ederse o da mümindir. Kim onlara karşı kalbiyle cihad ederse o da mümindir, Amma bunun ötesinde imandan bir hardal danesi de yoktur.”

Bir de buna ilk çağlarda sahabenin ve tabiin imamlardan birçoğunun fâcir imamlara karşı kıyam ettikleri de eklenirse varit hadislerin yukarıda geçtiği tafsilat üzere cem edilmesi zorunlu oluyor.

İmam Ebu Ömer İbnu Abdi’l-Berr (rahimehullah) şöyle diyor: “(Yönetmeye) ehil olanlara karşı gelmemek üzere beyat ettik” sözün manasında ihtilaf edilmiştir. Bazıları şöyle demiştir: Ehil olanlar adalet, doğruluk, fazilet ve din ve bu değerleri ikame edebilecek güce sahip olanlardır. İşte bunlara karşı gelmek caiz değildir, çünkü (yönetmeye) ehil kişilerdir. Ama kötülük, fısk ve zulüm sahibi olanlar buna ehil değildirler. Buna Allah (azze ve celle)’nin şu kavlini delil getirmişlerdir: “Rabbi ona “Ben seni insanlara imam yapacağım” buyurdu. İbrahim “zürriyetimden de yap” dedi. Rabbi ona “zalimler benim ahdime nail olamaz!" buyurdu.” (Bakara, 124) Selef-i Salih’ten bir taife ve onlara bu hususta tabi olan bazı fazilet sahibi kişiler, kariler ve Medine ve Irak ehli bazı âlimler bu görüşe varmışlardır. Ve buna binaen İbnu Zubeyr ve Hüseyin Yezide karşı kıyam etmişlerdir ve Irak’ın en hayırlıları ve âlimleri Haccac’a karşı kıyam etmişlerdir ve bunun için Medine ehli Ümeyye oğullarını çıkarıp onlara karşı kıyam etmiştir ve Harra vakası olmuştur.” (El-İstizkar, 5.cüz/16.sayfa. Daru’l-Kutubi’l-İlmiyye, birinci baskı h.1421)

Ebu Muhammed İbnu Hazm (rahimehullah) hak ehlinin kıyama muktedir olduğu takdirde ve galip gelmeyi de zannediyorsa facir ve zalim idareye karşı ayaklanmasını marufu emretme ve münkeri nehyetme hükmüne dâhil ederek vacip görüyor ve şöyle diyor: “Bu Ali bin Ebi Talip (radiyallahu anhu) ve onunla beraber olan bütün sahabenin görüşüdür ve muminlerin annesi Aişe radiyallahu anha ve Zubeyr, Talha (radiyallahu anhum) ve onlarla beraber olan bütün sahabenin görüşüdür ve Muaviye, Amr, Numan bin Beşir ve onlarla beraber olan bütün sahabenin (radiyallahu anhum) ecmain görüşüdür. Ve bu Abdullah bin Zübeyr, Muhammed, Hasan bin Ali, muhacir ve ensardan diğer sahabenin ve Harra günü kıyam edenlerin (radiyallahu anhum) cemian görüşüdür. Ve bu Enes bin Malik radıyallahu anhu gibi fasık Haccac’a ve dostlarına karşı kıyam edenlerin görüşüdür. Ve bu tabiinden fazilet sahibi olanların görüşüdür: Abdurrahman bin Ebi Leyla, Said bin Cubeyr, İbnu’l-Buhteri et-Tai, Ata es-Sulemi el-Ezdi, Hasan el-Basri, Malik bin Dinar, Muslim bin Beşşar, Ebi’l-Havra, eş-Şabi, Abdullah bin Ğalip, Ukbe bin Abdilğaffar, Ukbe bin Suhban, Mahan, Muttarif bin Muğire bin Şube, Hanzala bin Abdillah, Talk bin Habib, Muttarif bin Abdillah, Nadr bin Enes, Ata bin es-Seib, İbrahim bin Yezid et-Teymi gibilerin ve başkaların görüşüdür. Ve onlardan sonra tebe-i tabiin ve sonrakilerden Abdullah bin Abdilaziz bin Abdillah bin Ömer, Abdullah bin Ömer, Muhammed bin Aclan ve Muhammed bin Abdillah bin Hasan ile beraber kıyam edenlerin ve Haşim bin Bişr ve İbrahim bin Abdillah ile beraber olanların görüşüdür. Ve fakihlerden Ebu Hanife, Hasan bin Hayyiy, Şerik, Malik, eş-Şafii, Davud ve ashabının sözleri de buna delalet ediyor. Eskilerden ve yenilerden saydıklarımızın hepsi bunu ya fetvalarında söz ile ifade etmişlerdir veya münker gördüklerini bilfiil kılıçlarını çekip inkâr ederek ifade etmişlerdir.” (El-Fisalu fi’l-Milel, 4.cüz/132.sayfa. Mektebetu’l-Hanci baskısı.)

Hatta Hafız İbnu Hacer (rahimehullah) haricileri, yani imama karşı kıyama geçenleri iki kısma ayırır ve ilk kısımda Harici fırkasını değerlendirir ve ikinci kısım olarak itikadi bir gayeyle değil idareyi kast edenler olarak değerlendirir ve şöyle der: “Bu kısım da yine iki kısma ayrılır. Bir kısım valilerin kötülüklerinden ve nebevi sünneti terk ettiklerinden ötürü din için öfkelenmiş ve idareye karşı çıkmış olanlardır. Bunlar Hak ehli olanlardır. Huseyn bin Ali, Harre’de Medine ehli ve Haccac’a karşı savaşa çıkan kurra bunlardandır. Diğer kısım ise bir şüphenin varlığı veya yokluğu ile olsun sadece idare için karşı çıkanlar. İşte bunlar bâğilerdir.” (Fethu’l-Bari, 12.cüz/286.sayfa. Daru’l-Marife baskısı h.1379)

Pekâlâ, facir emire karşı kıyam sünnette var ise ve sahabe ve tabiin ve onlara güzellikte tabi olanlar da bunu yapmışlar ise, o zaman bazı âlimlerin bunun hilafına Ehli Sünnete nispet ettikleri kıyam nehyini nasıl değerlendirmek lazım diye sorulabilir. Hatta bazı âlimler bu hususta varit olan nehyi icma olarak veya Ehli Sünnetin asıllarından biri olarak aktarırlar. Bu soruya iki cevap vermek mümkündür:

Birinci cevap: Adil olmayan günah ve kötülük sahibi imama karşı kıyam etmek ilkler arasında ihtilaflı bir meseleydi. Bunu destekleyenler de vardı kabul etmeyenler de vardı. Zira savaş her zaman meşakkattir. Seleften bazıları bazı muayyen vakalarda savaşın Müslümanlar için bir maslahat olmadığını görerek kıyamı men edip sabrı emretmişlerdir. Mesela ibni Ömer (radıyallahu anhuma)’nın Yezid’e karşı kıyamı değil sabrı emrettiği gibi. Lakin bunu yaparken şeriatta sabit olan bir hükmü haber vermek için yapmamışlardır, bilakis vakada içtihat etmişlerdir. Başkaları da din için öfkelenmişlerdir ve maslahatı savaşta görmüşlerdir. Abdullah bin Zubeyr ve Hüseyin bin Ali (radiyallahu anhum) gibi. Binaenaleyh, bu hususta iddia edilen icma veya cumhurun ittifakı ilk asırlardan sonra varit olmuştur ve bundan sonra Ehli Sünnetin asıllarından birisi olarak kabul edilmeye başlanılmıştır. Hatta facir emre karşı kıyamın cevazı mutlak olarak sadece Mutezile, Harici ve Zeydiyye fırkalarına nispet edilmeye başlanılmıştır. Hâlbuki günah ve kötülük sahibi imama karşı kıyamın cevazı Ehli Sünnetin menhecinde de vardır, tabii ki mutlak değil, ama mezkûr tafsilatıyla.

Kadı İyad (rahimehullah) şöyle der: Ebu Bekir bin Mucahid bu hususta (kıyamın nehyedilmiş olma hususunda) icmanın var olduğunu iddia etmiştir. Lakin bazıları onun bu iddiasını Hüseyn’in, İbnu Zubeyr’in ve Medine ehlinin Ümeyye oğullarına karşı kıyam etmelerini ve ilk çağda tabiinden büyük bir topluluğun İbnu’l-Eşas ile beraber Haccac’a karşı kıyam etmelerini delil göstererek reddetmişlerdir… Ve şöyle denildi: Bu ihtilaf ilkler arasında vardı, lakin daha sonra kıyamın caiz olmayışında icma hâsıl olmuştur. Allahu Alem.” (Fethu’l-Bari, 12.cüz/286.sayfa. Daru’l-Marife baskısı h.1379)

İkinci cevap: Ulema itaati mutlak kabul etmedikleri gibi kıyam nehyini de mutlak kabul etmemişlerdir. Bilakis yukarıda zikri geçen tafsilata gitmişlerdir. Buna misaller:

Ebu Zekeriyya En-Nevevi (rahimehullah) Muslim şerhinde Kadı İyad (rahimehullah)’ın şu sözlerini nakleder: “Kâfirden imam olmayacağı hususunda ulema icma etmiştir. Ayrıca imam olduktan sonra kâfir olursa da imamlığının düşmesi hususunda icma etmişlerdir. Aynısı namazları ve namaza davet etmeyi terk ederse söz konusudur. Cumhur ulemaya göre bidat sahibi olmasında da durum böyledir. Bazı Basralılar ise şöyle demişlerdir: Bidat sahibinin imamlığı tevil ettiğinden ötürü geçerlidir. Kadı İyad şöyle demiştir: Eğer imamda bir küfür veya bidat vaki olursa veya şeriatı değiştirirse velayetten çıkar ve ona itaat emri düşer. Müslümanların gücü yetiyorsa ona karşı kıyam etmeleri ve imamlıktan alıp yerine adil bir imam getirmeleri vacip olur. Bunu yapmaya müslümanların arasından sadece bir grub muktedir ise, o halde onların üzerine kâfiri uzaklaştırmak vacip olur. Eğer imam bidat sahibiyse kıyam etmek vacip olmaz, sadece ona karşı muktedir olacaklarını düşünüyorlarsa hali müstesna. Lakin bundan acizseler üzerlerine vacip olmaz. Bu durumda Müslüman dinini kurtarsın ve imamın egemen olduğu topraklardan başka yerlere hicret etsin.” (Şerhu Sahihi Muslim, 6.cüz/472,473.sayfalar. Daru İbnu’l-Heysem, birinci baskı m.2003)

Ebu’l-Abbas el-Kastaleni (rahimehullah) es-Sefakisi (rahimehullah)’ın şu sözlerini nakleder: “Küfre veya bidate davet etmesi durumunda halifeye karşı kıyam edilmesi hususunda (ulema) icma etmişlerdir.” İrşadu’s-Sari, 10.cüz/217.sayfa. Matbaatu’l-Kubra el-Emiriyye, yedinci baskı h.1323)

Fasık imam hakkında ise en-Nevevi (rahimehullah) Kadı Iyad (rahimehullah)’tan şöyle nakleder:

“Dedi ki: “Bir fasığın imam olarak tayın edilmesi geçersizdir. Halife olduktan sonra fasıklığı vaki olursa bazıları fitne ve savaşa sebep olmayacaksa imamlıktan alınması vacip olur derler. Ehli Sünnet fakihlerin, muhaddislerin ve kelamcıların cumhuru ise şöyle der: İmamlıktan fısk, zulüm ve bazı hakları atıl kılması sebebiyle azledilmez. Bunun sebebiyle onu imamlıktan almak ve ona karşı kıyam etmek caiz olmaz. Bilakis bu hususta varit olan hadislere binaen onu uyarıp korkutmak vacip olur. Kadı İyad şöyle der: Ebu Bekir bin Mucahid bu hususta icmanın var olduğunu iddia etmiştir. Lakin bazıları onun bu iddiasını Hasan’ın, İbnu Zubeyr’in ve Medine ehlinin Ümeyye oğullarına karşı kıyam etmelerini ve ilk çağda tabiinden büyük bir topluluğun İbnu’l-Eşas ile beraber Haccac’a karşı kıyam etmelerini delil göstererek reddetmişlerdir. Bu görüşün sahipleri karşı gelinmeyecek emir sahiplerini adil imamlar olarak açıklamışlardır. Cumhur ise Haccac’a karşı kıyamın sebebini onun mücerret fıskında değil, şeriatı değiştirmesinde ve küfrü izhar etmesinde görmüşlerdir. Kadı şöyle der: Ve şöyle denildi: Bu ihtilaf ilkler arasında vardı, lakin daha sonra kıyamın caiz olmayışında icma hâsıl olmuştur. Allahu alem.” (Şerhu Sahihi Muslim, 6.cüz/472,473.sayfalar. Daru İbnu’l-Heysem, birinci baskı m.2003)

Zeynuddin el-Munavi (rahimehullah) “Muhakkak Allah bu dini facir kişiyle de güçlendirir” hadisini şerh ederken şöyle der: “İslam topraklarını himaye eden günahkâr bir imamın veya sultanın dinde tamamıyla faydasız olduğunu söylemek ve ona karşı çıkmaya ve imamlıktan alınmasına cevaz verilmesi düşünülemez. Çünkü Allah onunla dinini güçlendirmektedir. Kötülüğü ise kendi nefsinedir. Bunun için ona sabredip ve masiyet haricinde ona itaat etmek vaciptir… Facir ile kastedilen eğer kişi hakikaten Müslüman ise fasık olandır. Veya kâfir ise münafık olandır.” (Feyzu’l-Kadir, 2.cüz/329.sayfa. Daru’l-Kutubi’l-İlmiyye. Birinci baskı h.1415)

Muhammed Aliş (rahimehullah) Halil (rahimehullah)’ın “Bâğiler imama muhalefet eden fırkadır” sözünü şerh ederken şöyle der: “Yani (imamın) Allah’a masiyeti olmamasıyla beraber itaatinden çıkmıştır… İbnu Arafe şöyle demiştir: Bâğilik imamlığı sabit olana Allah’a masiyeti olmamasıyla beraber itaat etmekten imtina etmektir.” Ve “Adalet sahibinin onlarla savaşma hakkı vardır” sözünü şöyle şerh eder: “Yani adalet sahibi imam. Sehnun şöyle demiştir: Eğer imam adalet sahibi değilse ve kıyam eden adalet sahibiyse, o zaman kıyam edenle beraber (adalet sahibi olmayan) imama karşı çıkmak Allah-u Teâlâ’nın dinini üstün kılmak için vacip olur. Ve eğer kıyam eden de imam gibi adalet sahibi değilse (ikisinden birine yardım etme hususunda) tevakkuf edebilirsin. Ancak canını veya malını kast ederse, o halde onları ondan müdafaa et… İbnu Arafe şöyle demiştir: İmamın elinden gücünü almak için kıyam eden hakkında es-Sıkıliyyu şöyle demiştir: İsa, İbnu’l-Kasim’den İmam Malik’in (radiyallahu anhum) şöyle dediğini rivayet etmiştir: “(İmam) Ömer bin Abdilaziz gibiyse insanların onu müdafaa etmeleri ve onunla beraber savaşmaları vacip olur. Lakin değilse vacip olmaz. Onu ve ondan istenileni bırak. Allah bir zalimden diğer bir zalimle intikam alır. Sonra da ikisinden intikam alır.” (Menhu’l-Celil, 4.cüz/456.sayfa. Mektebetu’n-Necah baskısı)

Hafız İbnu Hacer (rahimehullah) şöyle der: “İbnu’t-Tin Davudi’nin şöyle dediğini nakletmiştir: Ulemanın kötülük sahibi emirler hakkında görüşleri şudur: Fitne çıkmadan ve zulüm olmadan imamlıktan alınmaları mümkünse vacip olur. Eğer mümkün değilse sabretmek vacip olur.” Ve zorla imam olmuş olan için İbnu Hacer (rahimehullah) şöyle der: “Zorla üstün gelmiş olan sultana itaatin vacip oluşunda, onunla beraber cihad etmenin ve ona itaat etmenin ona karşı çıkmaktan daha hayırlı olduğu hususunda fukeha icma etmiştir. Nitekim böyle davranmakla kanın akması engellenmiş ve halkın huzuru korunmuş olur.” (Fethu’l-Bari, 13.cüz/7,8.sayfalar. Daru’l-Marife baskısı h.1379)

Ebu Muhammed İbnu Hazm (rahimehullah) şöyle der: “Kureyşten olan imama karşı daha hayırlı veya misli veya daha düşük (Kureyşten birisi) kıyam ettiği takdirde daha evvel zikrettiklerimize binaen hepsine karşı (imamla beraber) savaşılır, (imamın) günah ve kötülük sahibi olması hali müstesna. Eğer (Kureyşli imam) günah ve kötülük sahibi birisi ise ve kıyam eden (Kureyşli) onun misli veya daha düşüğü ise, bu halde (imamla beraber) kıyam edene karşı savaşılır, zira kıyam eden daha çok münker sahibidir. Lakin kıyam eden daha adil ise, o zaman kıyam edenle beraber savaşmak vacip olur, çünkü bu durumda münker olan değiştirilmiş olur. Lakin Kureyşten olmayan günah ve kötülük sahibi olanlardan hiç birisiyle beraber savaşmak helal değildir, çünkü hepsi münker sahibidir. Ancak biri diğerlerinden daha az günah ve kötülük sahibiyse, bu halde onunla beraber daha çok günah ve kötülük sahibi olanlara karşı savaşılır.”

Bahsin hulasası:

Ulema itaatinden çıkılması caiz olmayan facir imam tabirini üç tür emir için kullanmıştır:

Bir. Fasıklığını gerektiren bazı günahları işleyen imam.

İki. Tebasına zulmeden ve haklarını ihlal eden imam.

Üç. Güç kullanarak zorla imam olan.

Fakat açık bir şekilde İslam’dan çıkaran küfürlerden bir küfrü irtikâp edenleri veya İslam ahalisini ve topraklarını düşmanlardan muhafaza etmeyenleri veya ilahi hükümleri atıl kılanları asla itaati vacip facir imam tabirine dâhil etmemişlerdir. Bunun dışında İslam’ının sabit olmasıyla beraber kötülüğü sadece kendi nefsine olmayıp umuma zarar verdiği takdirde ve tahammül sınırını aştığında kıyamın gerekliliğini tartışmışlardır. Bazıları bu durumda facir imamın bekası alınmasından daha zararlı olduğu takdirde ve kıyam edenler için galibiyet yüksek ihtimal olduğu takdirde kıyamı meşru görmüşlerdir. Hatta yukarıda geçtiği gibi İbnu Hacer (rahimehullah) böyle davrananları Hak ehli olarak tabir etmiştir.

İmam Ebu’l-Abbas ibni Teymiyye (rahimehullah) şöyle diyor: “Allah’ın Kitabında ve Rasûlünün sünnetinde sabit olan asıl şudur: Şeriattan ve sünnetten çıkanlara karşı savaş ile muayyen bir imamın itaatinden çıkanlara karşı savaş arasında fark vardır. İlkini nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) emretmiştir, lakin ikincisini emreden nass yoktur.” (Mecmuatu’l-Fetava, 4.cüz/276.sayfa. Daru’l-Vefa, birinci baskı h.1418)

Yazıyı bitirmeden bir tenbih:

Özellikle şu zamanda Türkiye, Filistin veya Mısır gibi bazı İslam beldelerinde bulunan islamist yönetimlerin İslam’ı ve onlarla muamelat tartışılmaktadır. Bu bahse başlarken de söylediğim gibi bizim bu yönetimlerin kâfir ve tağut oluşunda zerre kadar şüphemiz yoktur. Lakin bu konuda şüphesi olup bu islamist yönetimleri oylarıyla destekleyenlere veya şüphesi olmayıp küfürlerini ikrar eden lakin oy kullanmakta bir maslahatı iddia edenlere veya bazı nizami gerekçelerle bu islamist yönetimleri oylarıyla destekleyenlere şunu söylemek isterim:

Bu yönetimlerin İslam’ını tartışmaya açıp bu batılı bazı nassları tahrif ederek ispat etmeye çalışsanız da bu islamist yönetimlerin ilahi ahkâmı en azından atıl kılan facir yönetimler olduğunu inkâr edemezsiniz. Bu ise onların itaatinden çıkıp, onlara karşı kıyam edip onları yönetimden alıp yerine ilahi ahkâm ile yönetenleri getirmek için yeterli bir sebeptir. Hâlbuki bu islamist yönetimler ilahi ahkâmı atıl kılmak değil tebdil etmiştir. Bu ise icma ile küfürdür. Binaen aleyh bu islamist yönetimlere -sizin iddianıza göre Müslüman olsalar bile- oy kullanarak destek vermek kati surette haramdır. Bilakis her müslümanın üzerine vacip olan Allah’tan korkmak ve bu yönetimlere herhangi bir şekilde destek mahiyeti içeren fiil ve sözlerden içtinap edip Allah ve Rasûlü’nün şeriatıyla hükmeden bir yönetimi ikame etmek için çalışmaktır.

Allah’a hamd ve Rasûlü Muhammed’e salât ve selam olsun. Davamızın sonu âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd etmektir.

25 Haziran, 2014 Tarık Ebu Abdullah