Cuma Günü (Fazileti, Bazı Hükümleri ve Âdâbı)

Cuma Günü (Fazileti, Bazı Hükümleri ve Âdâbı)

Cuma günü, hafta günlerinin en faziletlisidir; Bu günde Âdem (aleyhisselam) yaratılmış, cennete sokulmuş, cennetten çıkarılmış, bu günde Allah (azze ve celle) onun tevbesini kabul etmiş, bu günde dünyaya indirilmiş, bu günde ölmüş ve bu günde kıyamet kopacaktır.

Burûc suresinde Allah’ın (azze ve celle) “ve şâhidin” diye üzerine yemin ettiği şey, tefsir âlimlerinin geneline göre Cuma günüdür. Yani kıyamet gününde Cuma günü, içerisinde amel eden her kimseye şahitlik edecektir. Bu günde Cuma namazı kılınır ve bu vesileyle Müslümanlar bir araya gelir.

Bu gün içinde öyle bir zaman vardır ki, o zaman içinde her kim dua ederse Allah (azze ve celle) o kimseye icabet eder. Büyük hadis âlimlerinden İbn Hacer el-Askalânî (rahimehulah) bu vaktin ne zaman olduğu konusunda kırktan fazla görüş olduğunu söylemiştir. Ancak bu görüşlerden en sahihi şu iki görüşten biridir:

a) İmam minbere oturduktan namaz kılınıncaya kadar ki vakit.

b) Güneşin batmasına yakın zamanlar. İkinci görüş, sahabe ve tâbiînin genelinin görüşüdür. Tâbiînden Saîd b. Cübeyr (rahimehullah) ikindi namazını kıldıktan sonra güneş batana kadar kimseyle konuşmazdı. Her iki görüşte -delilleri nedeniyle- kuvvetli olduğu için İbn Abdi’lberr’in (rahimehullah) dediği gibi her iki vakit içerisinde de dua etmeye özen gösterilmelidir.

Cuma günü ve gecesi Kehf suresini okumak sünnettir. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Her kim Cuma günü Kehf suresini okursa, ayağının altından semadaki bulutlara kadar onun için bir nur yayılır, kıyamet günü onunla aydınlanır ve iki Cuma arasındaki günahları bağışlanır.” (Hâkim, Beyhakî) İmam Şafiî (rahimehullah) şöyle demiştir: “Hakkında gelen delil nedeniyle Cuma günü ve gecesi Kehf suresini okumayı severim.”

Cuma günü ve gecesi salât ve selamı çoğaltmak müstehaptır. Nebi (sallallah aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Bu günde bana salâtı çoğaltın. Zira sizin salâtınız bana arzedilir.” (Ebû Dâvud, Nesâî) İmam Şafiî (rahimehullah) şöyle söylemiştir: “Her durumda Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’e çokça salât etmeyi severim. Cuma günü ve gecesi ise daha çok severim.”

Tek gün olarak Cuma gününü oruçlu geçirmek mekruhtur. Ancak Perşembe veya Cumartesi günü de oruçlu geçirilirse veya içerisinde oruç tutulması vacip ya da müstehap olan gün Cuma gününe denk gelirse o halde kerahet söz konusu olmaz. Bunun hikmeti, -Allah en doğrusunu bilir- bu günün bayram günü olmasıdır ki, bayram günü oruç tutulmaz.

Geceler arasından özellikle Cuma gecesini namazla geçirmek mekruhtur. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Geceler arasından özellikle Cuma gecesini kıyama tahsis etmeyin.” (Müslim, Nesâî)

Âlimlerin geneline göre Cuma günü gusül almak müstehaptır. Kimi âlimler ise farzdır demişlerdir. Ancak gusül almanın farz olduğunu söyleyenler, bu farzı terk ederek Cuma namazını eda etmiş birinin -günahkar olmasıyla birlikte- namazının geçerli olduğunu da söylemektedirler. Cuma guslü, -Cuma gecesi değil- Cuma gününün başlangıcından namaz vaktine kadar ki süre içerisinde de alınabilmekle birlikte müstehap olan, namaza gitmeye yakın bir vakitte gusül almaktır. Zira gusül, Cuma günü nedeniyle değil, Cuma namazı için müstehaptır. Binaenaleyh, namazdan sonra bu sevabı elde etmek niyetiyle alınan gusül yerine gelmiş sayılmaz. Cuma günü cünüp olan bir kimse hem cenabeti gidermek hem de Cuma guslü için niyet ederek tek bir gusül alsa, her iki niyette gerçekleşir.

Cuma namazı için kokulanmak ve güzel elbiseler giymek sünnettir. Cuma namazına erkenden gitmek sünnettir. Erken gitme vakti ise güneşin doğuşundan itibaren başlar. Hatta İmam Şafiî (rahimehullah) şöyle demiştir: “Şayet bir kimse güneş doğmadan önce sabah namazından sonra namaza giderse bu güzel olur.”

Cuma günü namaza her ne zaman gelinirse gelinsin, imam minbere çıkana dek sınırsızca nafile namaz kılmak veya zikir yapmak ya da Kur’ân okumak müstehabtır. Sahih olan görüşe göre cuma namazına bağlı öncesinde kılınan bir sünnet namaz yoktur. İmam Malik, İmam Ahmed ve bazı Şâfiîler de bu görüştedir. İbn Hacer el-Askalânî (rahimehullah) şöyle demiştir: “Cuma’dan önce olan sünnete gelince, bu konuda hiçbir şey sabit olmamıştır.” Ancak Cuma namazına bağlı sonrasında kılınan bir sünnet namaz ise sabittir. Bir rivayette bu namaz iki, diğer bir rivayette ise dört rekat olarak geçmektedir. âlimler bu iki rivayeti; “şayet mescitte kılınacaksa dört, evde kılınacaksa iki rekattır” şeklinde birleştirmişlerdir.

İmam hutbe veriyor olsa bile kısa tutarak iki rekat tahiyyetu’l mescid namazı kılmak sünnettir. Hutbe verilirken konuşmak -zikrederek veya yanlış yapanı uyararak dahi olsa- âlimlerin geneline göre haramdır. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Her kim “sus” derse boş konuşmuş olur. Her kim de boş konuşursa onun (kâmil anlamda) cuması yoktur.” (Ahmed)

Ancak uzakta olması veya sağır olması ya da başka bir nedenle imamı işitemeyen kimsenin, cemaati rahatsız etmemek şartıyla Allah (azze ve celle)’yi zikirle ve duayla meşgul olması caizdir. Aynı şekilde imam, hutbesinde batıl bir şeyi konuşuyorsa, ya da övülmesi caiz olmayan birini övüyor ya da yerilmesi caiz olmayan birini yeriyor ise, o imamı dinlemek vacip olmayıp konuşmak caizdir. Nitekim zÂlim Haccâc hutbe verirken Saîd b. Cübeyr, en-Nehaî, eş-Şa’bî vd. konuşurlardı ve: “Biz onun verdiği hutbeyi dinlemekle emrolunmadık.” derlerdi. Hutbe esnasında bir ihtiyaç nedeniyle imam veya imamla konuşacak olan kimse konuşabilir. Buhârî ve Müslim’de geçen bir hadise göre Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) hutbe verirken bir adam: “Ey Allah’ın Rasûlü! Hayvanlar helak oldu, (hayvanların helak’ı nedeniyle) yollar kesintiye uğradı (yola çıkamıyoruz). Allah (azze ve celle)’ye dua et de bize yardım etsin” demiş, bunun üzerine Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ellerini kaldırarak iki defa; “Allah’ım! Bize yardım et” diye dua etmiştir. Hutbe sırasında mescide gelen kimse selam vermemeli, cemaati rahatsız etmeden saftaki yerini almalı, yanındaki ile tokalaşmamalıdır. Yine hutbe verilirken elle, ayakla, sakalla, elbiseyle vs. oynamak caiz değildir. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kim taşa dokunursa (yani taşla oynarsa) boş iş yapmış olur.” (Müslim, Tirmizî)

Buluğ çağına ermemiş olan çocuğa, kadına, seferiye, namaz yerine gitme gücü olmayan ya da normalin üstünde bir meşakkatle buna güç yetirebilen bir hastaya Cuma namazı farz değildir.  Ancak böyle bir meşakkatle buna güç yetirebilen bir hasta şayet normalin üstünde aşırı bir fazlalıkla olmayan bir ücret ile arabaya binerek bu meşakkati kaldırabiliyorsa, o halde bu kimseye Cuma namazı kılmak farz olur. Bu saydıklarımızın dışında Cuma farizasının kendilerinden kalktığı başka kimseler de vardır.

Hanefîlere göre Cuma namazının sahih/makbul olabilmesi için, Cuma namazı kıldıracak olan imamın halife veya onun vekâlet verdiği bir kimse olması şarttır. Hanefilerden kimi âlimlere göre bir başka şart ta, namazın, Allah’ın (azze ve celle) hükümlerinin tatbik edilip şer’î cezaların uygulandığı bir yerde kılınmasıdır. (Günümüzde her iki şart da mevcut değildir). Ancak Hanefilerden İbn Âbidîn, ''Reddül Muhtâr'' adlı kitabında şöyle demiştir: “Kâfir valilerin yönetimi altında olan beldelerde müslümanların kendi aralarından razı olmuş oldukları bir imamı seçerek Cuma ve bayram namazlarını kılmaları caizdir.” (c,1 s,541)

Cuma namazının cemaatle kılınması gerekir. Namazın sahih olması için, bulunması gereken sayının ne kadar olduğu hakkında birçok görüş ileri sürülmüştür. Bu görüşlerden en doğrusu, -Allahu A’lem- imamla birlikte bir kişinin bulunmasıdır.

Namazın bir rekâtına yetişen kimse, -malum olduğu üzere- imamın selamından sonra kalkıp bir rekat daha kılarak namazını tamamlar. Lakin âlimlerin geneline göre bir rekattan daha azına yetişirse, o halde bu namazı, selamdan sonra öğle namazı niyetiyle dört rekat olarak tamamlar. Ebu Hanîfe ve Ebu Yûsuf’a göre ise imam selam vermeden önce namaza yetiştiği takdirde iki rekat kılar.

Namaz vakti girdikten sonra Cuma namazının kendisine farz olduğu kimsenin sefere çıkması caiz değildir. Ancak sefere çıkmaması nedeniyle bir tür zorluk/sıkıntı meydana gelecekse, o halde sefere çıkması caiz olur. Vakit girmeden önce Cuma günü sefere çıkmakta ise bir beis yoktur.

İmam minbere oturduğu zaman okunan ezanla (yani ilk/dış ezan ile değil ikinci ezanla) birlikte bir şey satmak veya satın almak haram olur. (Bkz: Cuma Suresi, Ayet:9)

Cuma namazının kendilerine farz olmadığı kimselerin birbirleriyle alışveriş yapmaları ise caizdir. (Örneğin; iki kadının, veya iki seferinin alışverişi gibi). Ancak cumanın üzerine farz olduğu biri farz olmadığı biriyle alışveriş yaparsa, cumanın farz olduğu kimseye bunu yapması haram olur. Diğerine gelince, bu konuda iki görüş olup tercihe şayan olan, bu kimsenin de, günaha yardımcı olma konumunda olması nedeniyle haram işlemiş olacağıdır. Bu hükümler alışveriş akdinin dışındaki diğer akitler için de geçerlidir.

Allah’a hamd ve Rasûlü Muhammed’e salât ve selam olsun. Davamızın sonu âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd etmektir.

30 Haziran, 2014 Ömer Faruk