Arı Gibi Olalım

Arı Gibi Olalım

Hamd, âlemlerin rabbi olan Allah’a aittir. Onun tek olduğuna, ortağı olmadığına ve kendisinden başka ilah olmadığına şahitlik ederim. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’inde onun kulu ve elçisi olduğuna şahitlik ederim.

Ey Allah’ım, Hz. Muhammed’e ve O'nun âline salat et. Hz. İbrahim (aleyhisselam)'a ve âline salat ettiğin gibi. Şüphe yok ki, sen Hamidsin, (Öğülmüş yalnız sensin), Mecidsin (Şan ve şeref sahibi yalnız sensin.)

Ey Allah’ım, Hz. Muhammed’e ve O'nun âline mübarek eyle. Hz. İbrahim (aleyhisselam)'a ve âline mübarek eylediğin gibi. Şüphe yok ki, sen Hamidsin, (Öğülmüş yalnız sensin), Mecidsin. (Şan ve şeref sahibi yalnız sensin)

Bu risaleyi yeryüzünün doğusunda ve batısında zulme başkaldırmayı bir vecibe olarak kabul etmiş olan kardeşlerime ithaf ediyorum.

Bu mütevazı risaleyi yeryüzünün doğusunda ve batısında olan ve ümmetin izzetini altın bir tepside ümmete iade eden mücahit kardeşlerime ithaf ediyorum. Rabbim amelimi yalnız senin için yapılan amellerden kıl.

Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’den şöyle bir hadis rivayet edilir;

“Müminin misali arının misali gibidir. Yediği zaman temiz olanı yer. Bir şey vereceği zaman güzel ve temiz olanından verir. Çok narin bir dala konsa bile onu incitmez ve zedelemez.” (Beyhaki, El-Bani Sahih demiştir.)

Allah sana binlerce kez salat etsin Ey Allah’ın Rasûlü! Hiç şüphesiz, içerisinde çok güzel hikmetler barındıran bu hadis bizlere, müminlerde bulunması gereken bazı hasletleri çok güzel özetlemiştir. Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in beyan etmiş olduğu en bariz hikmetlerden bir tanesi de, imanı kâmil olan mümin hayır ve ıslah işlerinde hırslıdır. Faydası her zaman zararına oranla fazladır. O içinde ve zahirinde yalnızca salih vasıflar barındırır. Onun varlığı kâinat için bir rahmet, mahlûkat için bir istifade kaynağıdır.

Mümin birçok yönü ile arıya benzemektedir. Bunlardan bazıları ise şunlardır.

  1. Müslüman rezillikten ve faydasız işlerden sürekli uzak durur. Arıda kirden ve ona fayda vermeyecek çiçekten uzak durur.
  2. Müslüman, kendisinden, insanlık için faydalı olan şeylerin sadır olması için elinden geleni yapar ve bu yüzden insanlar Müslümanın dilinden ve elinden emindirler. Arının da karnından yalnızca insanlığa faydalı olan farklı farklı renklerde insanlar için şifa olan bir besin çıkar. Ve mümin bilir ki o, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetin, en hayırlı topluluğun bir ferdidir. Bu sebeple insanları olgunluğa ve onların dünyası ve ahireti için fayda sağlayacak olan değerlere çağırır. Ve insanlığın küfrün karanlığından ve zulmünden imanın nuruna çıkabilmesi için elinden geleni yapar.
  3. Müslüman, zararı az olması bakımından ve mütevazı olması bakımından da arıya benzer. Nitekim peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu; “Çok narin bir dala konsa bile onu incitmez ve zedelemez.” Müslüman kardeşlerine karşı hafiftir, yumuşaktır, yakındır ve kolaydır. Kendisi tarafından onlara bir eza ve zarar’ın dokunmaması için azamı derecede çaba sarf eder. O, kardeşlerine karşı alçakgönüllüdür, onlara karşı rahmetlidir. Onların hataları karşısında kibirlenmez ve aşırıya kaçmadan, incitmeden, kalp kırmadan nasihat eder.

Evet değerli kardeşim, hal vaziyetimizin arı gibi olması için çaba göstermeliyiz. En azından hurma ağacı bizim için ibrettir. Nitekim hurma ağacının durumu ne acayiptir. Abdullah ibn Ömer’den rivayet edilen hadiste Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Mü’mini anlatırken ilk zikrettiğimiz hadis kadar güzel bir örnek veriyor;

“Mü’minin misali hurma ağacının misali gibidir. Ondan ne alırsan al sana fayda verir.” (Sahih Hadisler Silsilesi, el-Bani)

Hurma ağacı diğer meyve ağaçlarına nazaran çok farklı bir ağaçtır. Meyvesinin yenmesiyle beraber ağacın içinde bulunduğu bütün süreçlerde kendisinden faydalanılıyor. Yani toprağın altından çıktığı andan kuruyana kadar faydası eksik olmuyor. Kendisinden elde edinilen odunun, yapraklarının, ve kökünün insan oğluna yararlı olmasıyla birlikte, insana huzur veren gölgesi, güç ve enerji veren meyvesi bu ağacı diğer ağaçlara oranla biraz daha özel kılıyor. İşte mümin de her hali ile insanlara faydalı olmalı ve unutmamalı ki fayda veremeyen insanların sağlayabileceği en büyük fayda, insanlardan şerrini ve zararını esirgemesidir.

İşte önümüzde vakıadan canlı bir örnek; Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu;

“Allah’a en sevimli olan insan, İnsanlığa en faydalı olandır. Bir Müslümanın kalbinde mutluluğu canlandırmak, onun bir sıkıntısını gidermek ya da bir Müslümanın borcunu ödemek veyahut da bir Müslümanın aç karnını doyurmak Allah’ın en sevdiği amellerdendir. Benim için, bir Müslümana ihtiyacı olan hususta yardım etmek şu mescitte (Mescidi Nebevi) bir ay itikâfa girmekten daha sevimlidir. Kim kardeşinden nefretini ve kinini esirger ise, Allah da onun hatasını örter. Kim gücü yettiği halde sinirini yutarsa, Allah kıyamet günü onun içinde bir umut kılar. Kim kardeşinin ihtiyacı görülene kadar ona yardımcı olursa, Allah onun ayaklarını, ayakların kaydığı vakitte sabit kılar. Kötü ahlak, sirkenin balı heder ettiği gibi salih amelleri heder eder.” (El-Bani Sahih Hadisler Silsilesi)

İşte Müslümanların böyle olmaları gerekir. Ya hurma ağacı gibi yada Arı gibi. İnsanoğlunun ıslah olup kurtuluşa ermesi için ellerinden geleni yapmaları lazım. Onlardan yalnız hayır amelleri sadır olmalıdır. Onlar fesadın kaynağı olan kâfirlere karşı cihad görevini eda etmeleri gerekir. Müslümanlar sürekli zihinlerinde Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şu hadisi canlı tutmaları gerekir. Ki Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), hadis’i şerifte damadı olan Ali bin Ebi Talib’e şunu vasiyet etti. “Vallahi Allah’ın senin ellerinle birisini hidayet etmesi senin için kırmızı develerden daha hayırlıdır.”

Bu sayede Allah (azze ve celle)’nin dini için canları ve malları ile cihad eden mücahit kardeşlerimizi unutmamamız gerekir. Onlar, hayatlarını kılıçların gölgesinde devam ettiren rahmanın askerleri. Doğrudur, onlar dağlarda koylarda, mağaralarda ve ormanlarda yaşıyorlar. Ancak Müslümanlara karşı en yumuşak olan insanlar onlardır. Allah kendisinin onları sevdiği onlarında Allah’ı sevdiği kavimden bahsederken şöyle buyuruyor; Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, sevdiği ve kendisini seven, müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir. (Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar (hiçbir kimsenin kınamasına aldırmazlar). Bu, Allah'ın dilediğine verdiği lütfudur. Allah'ın lütfu ve ilmi geniştir. (Maide, 54) Vallahi bu ayete en layık olanlar canları ile malları ile cihad eden mücahitlerdir. Çünkü, müminler için canını ve malını gözünü kırpmadan feda eden insanlardan başka kim müminlere karşı daha şefkatli ve merhametli olabilir ki ? Allah’a yemin olsun ki kâfirlere karşı can ile mal ile cihad eden insanlardan başka kimse, kâfirlere karşı daha onurlu ve zorlu olamaz. Onların kalpleri, can çekişen ve ızdırap içinde yaralarını sarmaya çalışırken yaralarına her gün bir yenisi daha eklenen ümmetleri için çarpar.

Ey Müslümanlar! İşte bu, Kur’an’dan, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in pak sünnetinden ve Allah’ın bize örnek belirlediği sahabenin hayatından öğrendiğimiz dindir. İşte bu sabiteler, bizim yolumuza ışık tutan âlimlerimizden ve muasır cihad hareketinin liderlerinden özellikle, cihat farizasını tekrar ihya eden Şehit Abdullah Azzam, ümmetin gururu ve baş tacı Müminlerin Emiri Molla Muhammet Ömer ve ümmete izzetli günlerini hatırlatan, iftiralara, tuzaklara ve münafıklara rağmen yılmayan ümmetin şehidi Ebu Abdullah Usame Bin Ladin gibi kahraman şahsiyetlerden öğrendiğimiz sabitelerdir.

Allah onlara Müslümanlar üzerindeki emekleri nedeniyle hayırla karşılık versin ve bizi onlarla Firdevs cennetlerinde buluştursun.

Yazdıklarımı sonlandırırken Müslüman kardeşlerime kısa bir hatırlatma yapmak istiyorum. Allah (subhanehu ve teâlâ) şöyle buyurmaktadır;

“Sen öğüt verip hatırlat. Muhakkak ki hatırlatmak müminlere fayda verir” (Zariyat, 55)

“Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız. (Âl-i İmrân, 103)

Rabbim yazdıklarımız ve okuduklarımız ile ameli kolaylaştırsın.

Allah’a hamd ve Rasûlü Muhammed’e salât ve selam olsun. Davamızın sonu âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd etmektir.

5 Ekim, 2014 Üstad Ahmet Faruk Çev: Ebu Mervan El-Halili

Etiketler: arı, davet etmek, davet