İbn-i Teymiyye Levhi Mahfuz'a Bakmış Mıdır?

İbn-i Teymiyye Levhi Mahfuz'a Bakmış Mıdır?

SORU: Selamun aleykum hocam, sofiler İbn-i Kayyım’dan bir delil vererek, İbn Teymiyye’nin levhi mahfuza bakabildiğini ileri sürüyor. Bunun aslı var mı? Bu iddia sahibi ise Seyyid Ali Hoşafçı.
CEVAP:

Aleykum selam ve rahmetullahi ve berekatuhû. Hamd âlemlerin rabbi olan Allah’a, salât ve selam efendimiz Rasûlullah’a, ehli beytine, ashabına ve yolunu takip eden mü’minlere olsun.

“Levhi Mahfuz” Allah-u Teâlâ’nın mahlukatı yaratmadan önce hepsinin kaderlerini yazdığı korunmuş olan bir kitaptır.

Ne Allah-u Teâlânın kitabında nede Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sünnetinde herhangi bir beşerin “Levhi Mahfuza” bakabileceğine dair bir delil yoktur. Allah-u Teâlâ peygamberlerine vahiy yoluyla kavimlerine mucize göstermeleri için bazı gaybi malumatları verir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “O bütün gaybı (görülmeyenleri) bilir. Gaybına (Sırlarına) kimseyi muttali kılmaz; Ancak, (bildirmeyi) dilediği peygamber bunun dışındadır. Çünkü O, bunun önünden ve ardından gözcüler salar.” (Cin 26, 27)

Allah-u Teâlâ bazı veli kullarına bazı gaybi şeyleri ilham ve feraset yoluyla verebilir. Ancak şöyle denmez: “Allah dostları Levhi Mahfuz’a bakarlar!.”

Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır: “Sizden önce geçmiş ümmetlerde muhaddes (ilham edilmiş) kimseler vardı. Eğer ümmetimin bazılarında olursa Hattab’ın oğlu Ömer onlardan biridir.” (Buhari ve Müslim)

İlham; Allah-u Teâlâ’nın seçkin kullarının kalbine doğruya ulaşmalarında ve kalplerinin sükunet bulmaları için kalbe indirdiği şeydir. İleride olacak olaylarda daha önceden nasıl hareket edeceği veya olay düşmeden önce zarar görmemek için karar almasında ilham tesir edebilir.

Doğru rüya aynı şekilde buna benzer. Kişi rüyasında sonradan olacak bir şeyi görür ve rüyada gördüğü gibi olay düşer. Bu konuda Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır: “Müminin rüyası, peygamberliğin kırk altı parçasından bir parçadır.” (Buhari ve Müslim)

Yine bu konuya benzer “Feraset” denen bir şey vardır. Yani yüksek anlayış, sezgi ve kabiliyet anlamına gelir. Buda haktır. Bu konuda Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır:

“Müminin ferasetinden sakının, çünkü o Allah’ın nuru ile bakar.” (Tirmizi)

Bu hadis zayıftır ancak başka yollar ve şahitlerle kuvvet kazanır.

İşte İbn-i Kayyım (rahimehulah)’ın İslam âlimi İbn-i Teymiye hakkında söylediği bu kabildendir. Medaricu’s Salikin kitabında şunu der:

“Ben İslam Şeyhi İbn-i Teymiyye’nin ferasetinden çok acayip şeyler gördüm. Görmediğim şeyler gördüğüm şeylerden çok fazladır. Hatta yazılsa büyük bir cilt kitap tutar. Tatarların İslam diyarına gireceklerini ve Müslüman orduların onların karşısında hezimete uğrayacaklarını, Şam’a yöneldiklerinde büyük bir hezimete uğrayacaklarını, defalarca Allah’a yemin ederek yenileceklerini hatta ısrar ile ona sorduklarında Allah-u Teâlâ Levhi Mahfuzda onların yenileceklerini yazdığını ve İslam ordusunun zafer kazanacağını, kavmin İbn-i Teymiye’yi öldürmek için toplandıklarını ona haber verdiklerinde onu öldüremeyeceklerini, peki “Hapse girecek misin?” diye sorduklarında hapse gireceğini ve hapsinin bu sefer uzun olacağını talebelerine haber vermiştir.”

İbn-i Teymiye (rahimehulah) büyük bir İslam âlimi ve müttaki kullardan olduğu için feraseti çok kuvvetli idi. Haber verdiği konularda bu kabildendi. Bugün bazı siyasetçiler, yazarlar veya bazı komutanlarda olacak şeylerden bahsederler. Bu onların ya tecrübe ve deneyimlerinden veya ferasetlerinden kaynaklanmaktadır.

Ama hiçbir zaman İbn-i Teymiye (rahimehulah) haşa Levhi Mahfuza baktığını veya bakabildiğini ne kendisi iddia etmiştir nede talebesi İbn-i Kayyım iddia etmiştir. Tamamıyla o büyük imamlara iftira atılmaktadır. Eğer Seyyid Ali Hoşafçı bu iddiada bulunuyorsa harfiyyen sözünü nakletsin. Tahrifat ve değişikliklere gitmesin. Allah’tan korksun ve özellikle tarikatları ve içindeki var olan şirk ve bid’atleri meşru göstermek için bu adam, gördüğüm kadarıyla İbn-i Teymiye ve İbnil Kayyım’ın demediklerini onlara dedirtmektedir. Ben şahsen bu bid’atçı adamın kitaplarından ve derslerinden sakındırırım. Sahih din ondan alınmaz. Allah-u Teâlâ en doğrusunu bilendir.

Allah’a hamd ve Rasûlü Muhammed’e salât ve selam olsun. Davamızın sonu âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd etmektir.

Başa Dön

21 Mayıs, 2015 Musa Hoca