Suriye'de Cihadın Hükmü

Suriye'de Cihadın Hükmü

SORU: Selamun aleykum hocam. Allah sizlerden razı olsun ve ilminizi arttırsın. Ben 30 yaşında 10 senedir mühendislik fakültesinde okuyan iki çocuklu ailenin büyük ferdiyim. Yaklaşık –Allah’ın izni ve lütfu ile- 2 ay kadar önce tevhid üzere İslam’a dahil oldum İnşaAllah. Herhangi bir kimseye bakmak ile yükümlü değilim. Allaha şükür sağlıklıyım ve beni hicret ve uzun süreli yolculuktan alıkoyacak bir özürüm yok. Cihad için âcizane ilme sahibim. Malûm, Suriye topraklarındaki tevhid mücadelesi hepimizin gözü önünde. Canım ve malım ile bu mücadelenin neresinde yer almalıyım? Deliller ile anlatabilirseniz sevinirim. Allah'a emanet olun.
CEVAP:

Ve aleykumusselam ve rahmetullah. Hamd Allah’a mahsustur.

Muhterem kardeşim öncelikle seni İslam ile şereflendirmiş ve saf bir fehim lütfetmiş olan Allah’a hamdolsun.

Sonra değerli kardeşim, Suriye de Allah’ın kelimesi en yüce olsun diye savaşan cihad cemaatlerin herhangi birisinin safında savaşmak Türkiyeli erkek ve şeri özür sahibi olmayan her Müslümana farzı ayndır.

Şu zamanda Suriye’de cihadın Türkiyeli Müslümanlara farzı ayn olmadığını söyleyenlerin ya fıkhı bozuktur veya sıdkı yoktur. 

Şeri bir mazereti olmadan Suriye cihadından geri kalan her Türkiyeli erkek Müslüman Allah katında sorumludur.

Allah yolunda cihadın aslen farzı kifaye olduğunu ancak şu zamanda farzı ayn olduğunu defalarca yazdım.

Cihadın farzı kifaye olması cihadın kaim olması için yeterli sayıda mükellef Müslümanların cihad emrine icabet etmeleri demektir. Cihadın kaim olması için yeterli sayıda mucahidler olmadığı takdirde ilahi emir eda edilmemiştir ve bütün mükellef Müslümanlar farzın terkinden ötürü günahkâr olmuşlardır. Çünkü farzı kifaye ile farzı ayn arasında ilahi hitap açısından bir fark yoktur. İki emirle de her mükellef Müslüman muhataptır. Ancak farzı kifayette Allah (azze ve celle) belirli bir adedi emrinin yerine gelmiş olması için kâfi görmüştür. Farzı aynın aksine zira onda Allah (azze ve celle) kifayet ile yetinmemiştir bilakis her mükellef müslümanın ferden itaatini zorunlu kılmıştır.

Zamanımızda cihadın her yerde farzı ayn olmasının sebepleri şunlardır:

Birinci sebep: Cihad emrini cihad etmeyen Müslümanlardan düşürecek kifayet (yeterlilik) oluşmamıştır.

Mansur bin Yunus el-Buhûti (rahimehullah) İkna şerhinde şöyle der: “Cihatta kifayetin manası şudur: Düşmanın saldırması durumunda saldırıya mukavemet gösterebilecek güce sahip olan sayıda bir topluluğun ya nizami bir ordu şeklinde veya kendi iradesiyle savaşan fertler şeklinde sınır boylarında hazır olmasıdır.” (Keşşafu’l-Kina an Metni’l-İkna 7/484)

Binaen aleyh, kâfir düşmanların saldırılarını geri püskürtecek yeterlilik ümmette hâsıl olmadığı sürece her mükellef erkek Müslüman cihad emriyle muhataptır. Başka bir tabirle her mükellef erkek Müslümana farzı ayndır.

İslam ümmetinin zamanımızda bu güce sahip olmadığı her Müslümana aşikârdır. Şu halde bu gücü oluşturmak yeterlilik (kifayet) oluşuncaya kadar her mükellef müslümanın üzerine vaciptir. Kifayet oluştuğunda cihad ümmete farzı kifaye olur ve İslam topraklarını korumak için yeterli sayıda mücahitlerin hazır olmaları sebebiyle cihad etmeyen diğer Müslümanlardan ilahi emir sakıt olur. Zira onlara ihtiyaç yoktur. Lakin İslam topraklarını kâfire karşı müdafaa edecek yeterli sayıda mücahid yoksa o zaman her mükellef Müslümana İslam topraklarını müdafaa etmek vacip olur.

Pekâlâ, İslam toprakları nedir? İslam toprakları üzerinde şeriatın hâkim olduğu diyardır.

Ebu Bekir es-Serahsi (rahimehullah) şöyle der: “Bir diyar İslam ahkâmının uygulanmasıyla Müslümanların diyarı olur.” (Şerhu’s-Siyeru’l-Kebir 5/2197)

İmam ibni Kayyım (rahimehullah) şöyle der: “Cumhur şöyle demiştir: İslam diyarı Müslümanların yerleştikleri ve İslam ahkâmının uygulandığı yerdir. Lakin İslam ahkâmı uygulanmayan yer İslam diyarı olmaz.” (Ahkâmu Ehli’z-Zimme 2/728)

İslam ahkâmının icra edilmesi için şeran matlup olan İslam emirliğinin ikâme edilmesidir. Nebevi sünnet, hulefa-i raşidinin ve sahabenin sünneti buna delildir. İslam uleması da bu emirde icma etmiştir. Ebu’l-Hasan el-Mâverdi (rahimehullah) şöyle der: “İmamı (devlet imamını) akdetmek icma ile vaciptir.” (El-Ahkâmu’s-Sultaniyye 29)

Binaen aleyh yeryüzünde bir İslam emirliği ikâme edilinceye kadar her mükellef Müslüman erkeğin üzerine cihad farzı ayndır.

İkinci sebep: Kâfir düşmanın saldırısını def etmek için Suriye’de olan Müslümanlar yetersizdir. Bu takdirde yeterlilik hâsıl oluncaya kadar en yakında olandan en uzakta olana doğru her Müslümana cihad farzı ayın olur.

Ebu Bekir el-Kâsâni (rahimehullah) şöyle der: “Cephe de olanlar (mücahidler) düşmanı def etmekten aciz olurlarsa en yakındakinden en uzakta olana doğru etraflarında olan bütün Müslümanlara silah ve mal ile yardıma gelmeleri farzdır. Çünkü (düşmana karşı savaşmak) cihad ehlinden olan herkese farzdır. Ama yeterlilik hâsıl olduğu takdirde (ihtiyaç olmayan) diğerlerinden düşer. Lakin yeterlilik hâsıl olmazsa (farz) kimseden düşmez.” (Bedâiu’s-Sanâi 7/98)

Ve İmam ibni Teymiyye (rahimehullah) şöyle der: “Düşman İslam beldesine girdiği zaman en yakında olandan en uzakta olana doğru herkese düşmanı def etmenin vacip olduğunda şüphe yoktur. Zira İslam beldeleri tek bir belde mertebesindedir. Bu durumda düşmana karşı savaşa çıkmak vaciptir ve ebeveynin veya başkasının izni şart değildir. Ahmed’den gelen sözler bunu tasrih ediyor.” (el-Fetâva’l-Kubra 5/539)

Binaen aleyh Suriye’ye gitme imkânı olan ve şeri bir mazereti olmayan her Türkiyeli erkek Müslümana Suriye cihadına katılmak farzı ayndır.

Özellikle sen ve senin durumunda olanlara farzdır. Zira cihada çıkmana hiçbir engel yoktur. Buna ilaveten edindiğin mühendislik ilmiyle cihada ve mücahidlere çok büyük bir faydan olabilir. Hatta sadece bunun için senin üzerine Suriye’de cihad farzı ayndır desek doğru olur. Zira senin gibi okumuş Müslümanlara cihad sahasında umumi cihad maslahatı için büyük ihtiyaç vardır.

Evet, muhterem kardeşim “Malûm, Suriye topraklarındaki tevhid mücadelesi hepimizin gözü önünde. Canım ve malım ile bu mücadelenin neresinde yer almalıyım?” diye sormuşsun… Derim ki: En ön safta yer almalısın kardeşim! En ön safta yer almalısınız kardeşlerim!

Türkiye’ye çakıla kalmış olan ve evrensel cihad hareketi içinde herhangi bir şekilde yer almayan hocalarınız ve büyükleriniz sizi kandırmasın. Bilin ki kendilerin geride kalabilmeleri için sizi de geride tutuyorlar. Geride tutabilmeleri için sizi değersiz veya daha az değerli olan şeylerle meşgul ediyorlar.

Allah için! Tevhidin ikâmesi, şirkin izalesi ve zulmün defi için Allah yolunda kanını akıtmaktan, nefsini teslim etmekten ve kâfirin canını kast etmekten daha üstün hangi amel gelir? İmam el-Buhari (rahimehullah)’ın tahriç ettiği hadiste Ebu Hureyre (radıyallahu anhu) şöyle diyor:

جَاءَ رَجُلٌ إِلَى رَسُولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ: دُلَّنِي عَلَى عَمَلٍ يَعْدِلُ الْجِهَادَ. قَالَ : لاَ أَجِدُهُ. قَالَ : هَلْ تَسْتَطِيعُ إِذَا خَرَجَ الْمُجَاهِدُ أَنْ تَدْخُلَ مَسْجِدَكَ فَتَقُومَ وَلاَ تَفْتُرَ وَتَصُومَ وَلاَ تُفْطِرَ. قَالَ: وَمَنْ يَسْتَطِيعُ ذَلِكَ. قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ: إِنَّ فَرَسَ الْمُجَاهِدِ لَيَسْتَنُّ فِي طِوَلِهِ فَيُكْتَبُ لَهُ حَسَنَاتٍ.

“Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e bir adam geldi ve: “Bana cihada denk olacak bir amel öğret” dedi. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Ben cihad değerinde bir amel bulamıyorum” buyurdu ve şöyle devam etti: “Mücahid sefere çıktığı zaman sen mescide girip de ( o geriye dönünceye kadar ) hiç gevşemeden devamlı namaz kılmaya, hiç iftar etmeden devamlı oruç tutmaya gücün yeter mi?” O adam: “Buna kimin gücü yeter ki?” dedi. Ebu Hureyre şöyle dedi: “Mucahidin atı kösteklendiği ipinin çevresinde ileri geri koşar. Bundan ötürü dahi mucahide hasenat yazılır.”

İmam Muslim (rahimehullah) Ebu Said el-Hudri (radıayallahu anhu)’dan Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu tahriç etmiştir:

يَا أَبَا سَعِيدٍ مَنْ رَضِىَ بِاللَّهِ رَبًّا وَبِالإِسْلاَمِ دِينًا وَبِمُحَمَّدٍ نَبِيًّا وَجَبَتْ لَهُ الْجَنَّةُ ». فَعَجِبَ لَهَا أَبُو سَعِيدٍ فَقَالَ أَعِدْهَا عَلَىَّ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَفَعَلَ ثُمَّ قَالَ « وَأُخْرَى يُرْفَعُ بِهَا الْعَبْدُ مِائَةَ دَرَجَةٍ فِى الْجَنَّةِ مَا بَيْنَ كُلِّ دَرَجَتَيْنِ كَمَا بَيْنَ السَّمَاءِ وَالأَرْضِ ». قَالَ وَمَا هِىَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ « الْجِهَادُ فِى سَبِيلِ اللَّهِ الْجِهَادُ فِى سَبِيلِ اللَّهِ

“Ya Eba Said! Her kim Rabb olarak Allah’a, din olarak İslam’a, Rasûl olarak da Muhammed’e razı olursa o kimseye cennet vacibtir.” buyurdu. Ebu Said buna şaşırdı ve “Bunu bana tekrarla ya Rasûlallah” dedi. O da tekrarladı. Sonra “ Başka bir şey var ki onunla cennette bir kul yüz derece yükseltilir. Her iki derecenin arası yerle gök arası gibidir.”  buyurdu. Ebu Said “Nedir o ya Rasûlallah?” diye sorduğunda “ Allah yolunda cihaddır.  Allah yolunda cihaddır!” buyurdu.”

İmam ibni Hibban (rahimehullah)’ın sehaih senetle tahriç ettiği hadiste Ebu Hureyre (radıyallahu anhu) şöyle demiştir:

سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ : مَوْقِفُ سَاعَةٍ فِي سَبِيلِ اللَّهِ خَيْرٌ مِنْ قِيَامِ لَيْلَةِ الْقَدْرِ عِنْدَ الْحَجَرِ الأَسْوَدِ

“Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i şöyle buyururken işittim: “Allah yolunda bir saat ayakta durmak Kadir gecesini Haceru’l-Esved te namaz kılarak geçirmekten daha hayırlıdır.”

İmam el-Hâkim (rahimehullah)’ın sahih dediği senetle İmran bi Husayn (radıyallahu anhu)’dan tahriç ettiği hadiste Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem) şöyle buyuruyor:

مَقَامُ الرَّجُلِ فِي الصَّفِّ فِي سَبِيلِ اللهِ أَفْضَلُ عِنْدَ اللهِ مِنْ عِبَادَةِ رَجُلٍ سِتِّينَ سَنَةً

“Kişinin Allah yolunda safda durması, kişinin altmış sene ibadet etmesinden daha üstündür.”  

Ve başka nice hadisler Allah yolunda cihadın faziletini beyan ediyor.

Ve özellikle şu zamanda! Bütün küfür âleminin, siyasileriyle ve ruhbanlarıyla, Suriye’deki mucahidlere karşı birleştikleri ve mazlum Müslüman halkını hunharca vurdukları bir zamanda Müslüman olduğunu iddia eden bir kişi nasıl İslam’ın izzetini kanıyla müdafaa eden mücahidlerin yanında yer almaz. Mücahidlerin yanında yer almak isteyenleri nasıl alıkoyar.

Vallahi bu hocalarda hayır yoktur. Kimisi “Bu Suriye’nin iç meselesidir. Bizi ilgilendirmez” diyor. Kimisi de “Amerikan projesidir. Orada pisipisine ölmeyin” diyor. Kimisi de “Bizim için öncelikle Türkiye’de cihad farzı ayndır. Burada cihad etmeliyiz” diyor. Kimisi de “gitmek istiyoruz ama sınırı geçemiyoruz. Devlet yönetimi izin vermiyor” diyor. Kimisi ise Suriye’de ki savaşçıları harici, tekfirci ve aşırıcı görüyor. Ve yine başkaları da tam zıddı akideleri bozuk murcie veya mürted sahavat görüyor.

Bu şüphelerin sahiplerine sadece şunu söylerim: Nasıl görürseniz görün! Ama şunu da görün! Suriye’de “la ilahe illa Beşşâr ve la rabbe illa Beşşâr” diye bağıran ve “la ilahe illallah” diyen Müslüman halkı envai işkencelerle öldüren Nusayrilere, Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Aişe validemize küfreden ve Ali’nin ve Hüseyin’in yolunu izleyen Müslümanları katleden Rafizilere ve Allah’a ve Rasûlüne düşman olan ve değişik yer ve zamanlarda binlerce Müslüman bacımıza tecavüz etmiş, Müslüman çocuk, kadın ve erkek katletmiş Slavlara (Ruslara) ve “Allah yoktur” diyen ve Müslümanların hürmet ettikleri her şeyi yok etmek isteyen ateist, kızıl, faşist PKK, PYD, YPG ye karşı bir savaş var. Tüm küfür âleminin birleştiğini ve İslam şiarlarını çiğnediklerini, ümmetin ırzına geçtiklerini, Müslüman için muhterem olan her şeyi yıkıp yaktıklarını da göremiyorsanız gözleriniz değil kalbiniz körelmiştir. En azından kalbi ölü olan tağutların görebildiklerini görün. Mazlum bir İslam halkının zalime karşı savaşını görün ve destekleyin. Bunu da göremiyorsanız ve destekleyemiyorsanız o zaman benim gözümde İslam’ınız yoktur.

Evet! Değerli kardeşim. Cihattan geri duran ve tebaasını cihattan geri tutan değil bilakis diliyle ve eliyle cihad eden ulemanın etrafında toplanın. Onların yolunu izleyin. Zira onlar sadık olanlardır. Allah (azze ve celle) şöyle buyuruyor:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقِينَ

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun.” (et-Tevbe, 119)

Ve sadıkların vasıflarını şöyle beyan buyuruyor:

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ ثُمَّ لَمْ يَرْتَابُوا وَجَاهَدُوا بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أُولَئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ

“Müminler ancak Allah ve Rasûlüne iman eden ve sonra şüphe ve tereddüde düşmeyen  ve mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenlerdir. İşte onlar sadık olanların ta kendileridir.” (el-Hucurat, 15)

Allah (azze ve celle) sadıkları vasfederken iki vasıflarını zikrediyor:

Bir: Kesin ve sabit ilme dayanan iman.

İki: Allah yolunda cihad.      

Allah yolunda cihattan bir nasibi olmayan ve özellikle şu zamanda nasibi olmayan hocalar, kim olursa olsun, ismi ve cemaati ne kadar büyük olursa olsun, bu mevzuda itibar edilecek insanlar değildir.

Dikkat edin! Hocalarınız veya ağabeyleriniz sizi Halid bin Velid (radıyallahu anhu)’nun haline düşürmesin. Mekke‘de 13 sene boyunca Allah’ın Rasûlü (sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem) onun gözü önünde olmasına rağmen ancak Mekke’nin fethinden kısa bir zaman evvel İslam’a girmiştir. İslam’a girdikten sonra ona“Ey Halid aklın neredeydi? Yirmi senedir aranızda olan nubuvet nurunu nasıl göremedin?” denilince şöyle dedi: “Önümüzde akıllarını dağ gibi bildiğimiz adamlar vardı.” Yani onları çok akıllı, her şeyin doğrusunu bilen büyüklerimiz olarak bilirdik, zannederdik. Evet! Büyüklerini taklit etmesi Halid bin Velid (radıyallahu anhu)’nun yirmi senesine mal olmuştur. Senelerce akılsızları akıllı zannederek dünya ve ahiret zararı topladı. Ama kendini taklidin zincirlerinden kurtardıktan sonra Allah (azze ve celle) onun eliyle birçok beldeyi İslam’a açtı ve özgürlüğüne kavuşturdu.

Bunun gibi bu ümmette nice erler var. İslam’ın kılıçları olacak, ümmetin aslanları olacak nice savaşçılar var. İslam ordusunu zaferden zafere götürecek izzetin nice komutanları var. Lakin önlerinde onları engelleyen hocaları veya ağabeyleri var. Şu zaman cihad zamanı değil, davet zamanıdır diyerek veya cihad edenlerin akidesi bozuk, onlarla cihad sahih değildir diyerek veya siz ilminize bakın şu kadar şu kadar ilim okumadan cihad yapmak caiz değildir diyerek veya imamımız yok bunun için cihad da yok diyerek ve başka envai kandırmalarla samimi Müslümanları Allah’ın rızasını kazandıracak en büyük amelden alıkoyuyorlar.

Size Allah için söylüyorum. Suriye’de sizin elinize muhtaç olan kardeşlerinize yardıma koşun! Cihada koşun! Genişliği yeryüzü ve semalar kadar olan cennete koşun!

Başa Dön

5 Mart, 2016 Tarık Ebu Abdullah